Elif Dinçer

Elif Dinçer

ÇevirmenEditör
8.0/10
260 Kişi
·
550
Okunma
·
0
Beğeni
·
79
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
224 syf.
·11 günde·1/10
Uzun bir incelemeyi hak etmeyen bir kitap ve yazar, bu yüzden elimden geldiğince kısa tutmaya çalışacağım incelememi. İncelemem biraz da uyarı niteliğinde olacak.

Kitap Anna Percy adında, New York'dan Los Angeles'a babasını ziyarete gelen ergen bir genç kızın etrafında geçiyor. Klasik ergen kitabı kısacası, bol partili bol markalı. İçim dışım ergen oldu. Başı sonu belli ve edebî değer taşımayan bestseller kitaplarından. Tek iyi yanı çevirisiydi.

-Bu kısım incelemeye dahil değildir-

Bende şöyle bir hastalık var, kütüphanemde olan iyi kötü bütün kitapları okumak isterim. Seneler önce Star gazetesinin kuponla dağıttığı kitap setinin arasında gelmişti bu kitap da. Ki ileride de bunun gibi kitaplar okuyacağım çünkü o setin içinde bu tarz birkaç kitap daha geldi. Zaten o zaman da diyordum niye setin içindeki kitaplar hakkında bilgi vermiyorlar diye, şimdi daha iyi anladım. Anlamaz olaydım.
372 syf.
·6/10
Bu kitaba başlarken arka kapak yazısını okumadım, şans eseri bir yorum gördüm ve o yorum üzerine okuma kararı aldım.

Bu kararı aldığım için şükürler olsun ki pişman değilim. Çünkü daha yıl başlayalı on bir gün oldu ama ben şimdiden üç tane gereksiz şey okudum. Kusursuz Elmas onlar arasına girmedi. Tam tersine okurken güldüm. En son ne zaman kitap okurken gülmemek için kendimi sıktım bilmiyorum.

Island, her şeyden habersiz dairesine girdikten sonra olaylar başlıyor. March şu aralar neredeyse her hayali erkekte bulunan OKB hastası. Bazılarında sinir bozucu bulurum bu durumu ama bu kitapta, March’ın bu davranışları beni benden aldı. Güldüm. Hala inanamıyorum.

Yazarın dilini beğenmem diye korkuyordum başlarda. Bu zamanda her yazılan okunmuyor, okunamıyor malum. Konu güzeldir belki ama anlatım bozuk olunca konunun güzelliği para etmiyor.

Yine büyük şans eseri anlatımı da çok güzeldi. Bana samimi geldi, Island ben her şeyi bilirim kafalarına girmedi. Ergen tavırlarına da girmedi. March’la arası öyle hemen ısınmadı. Her şey yavaş yavaş oldu. Daha ne kadar yavaş olabilir ki?
Kitabı okurken yan karakterleri bile sevdim. Ki bunu en son ne zaman yaptım hatırlamıyorum. Diyalogları, karakterlerin tepkileri… Ben sevdim. Devam kitapları çıksa okur muyum? Kesinlikle.
Çünkü çoğu kasvet dolu kitaba nazaran bu kitap duygularıma hitap edebildi. Gözlerim yaşarmadı ama güldüm. Bir farkı yok.

March ve Island’ın diyaloglarının hayranıyım artık. İkisinin ilişkisini ve March’ın her şeyi ağırdan almasını geçiyorum. Island’ın Dries’e verdiği tepkiler çok güzel olmuştu. Bir ergen gibi onu reddetmeyi geçiyor, olgun bir insan gibi olayları analiz edebiliyor. Böyle düzgün bir kadın karakter görmek bana çok iyi geldi.

Aynı zamanda kötü adamların bile olayı dalgaya vuruyormuş gibi görünmesi çok iyiydi. Bilmiyorum bir tek ben mi fark ettim ama hava hiçbir zaman tam olarak boğulmadı. Her kötü olayda güldüğüm bir yer vardı.

Şu an yazara söylemek istediğim tek şey, umarım devam kitapları da bunun gibidir. Hatta daha iyisidir. Çünkü bir serinin daha bozulduğunu görmeye dayanamam.
Beğendiğim bir kitaptı ve bu yüzden ne yazacağımı bilmiyorum. Benim için farklı bir hava oldu. Değişik bir şeyler isteyenler, gülelim ama biraz da ciddiyet olsun diyorsanız bu kitap okunur. Ben günlere dağıtarak okudum öyle söyleyeyim. Çabuk bitmesin diye.

Hikayeyi, karakterleri, her şeyini beğendim. Tam puan veremememin nedeni Island ve March'ın arasındaki ilişkiydi.Giriş kısmı nasıl oldu tam anlayamadım, hala anlayamıyorum. Gelişme kısmı hangi ara oldu? Sonuç kısmı çok iyi olmuştu. Sevdiğim gibiydi, çekip gidenler topluluğuna hoş geldiniz. Arayı çok açmadan devam kitaplarını da bekliyorum.
600 syf.
·Beğendi·10/10
2. Ve 3. Kitaplarıda bi okadar etkili
Hani bıkmadan dur gene okim dersin ya öyle bi kitap oldu benim için her kitapta olduğu gibi bunda unutmadığım sözü...
Aynı yağmurun Altın da elle elle yürüyen sevgililer de vardır aynı yağmurun damlasını üzerinde taşıyıp ayrı yerler de olan sevdalılar da...
372 syf.
·Puan vermedi
Island, evine döndüğünde evin içinde bir adam görür. Bu adam Island'ın rahmetli annesinin yıllar önce gizli bir örgütten çaldığı elması arıyordur. Fakat Island'ın ne annesinin gizli bir ajan olduğundan ne de böyle bir elmastan haberi vardır ve nasıl olduğunu bilmeden evinde gördüğü March ile birlikte elması bulmak üzere macera dolu bir yolculuğa sürüklenir.

Kitaba başlamadan önce nedense bana keyif vereceğini sanmıştım ama hiç de öyle olmadı ve bu benim için bir hayal kırıklığı oldu. Başta ana karakter Island olmak üzere karakterlere bir türlü sempati besleyemedim ve yazarın yarattığı tipleri biraz klişe buldum. Genel anlamda kitabı sevmedim ama isterseniz bir şans verebilirsiniz:):)
600 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Merakla alınan bir kitap ve bu kitabın hayatımda bu kadar yer edeceği hiç aklıma gelmezdi ben bu kitaba başlarken karakterleri yavaş yavaş kafamda benimserken birini tanıdım ve tanıdıkça bu kitaptaki Ateş karakterine ne kadar çok benzediğini anladım okudukça daha çok merak ettim ve okudukça o kişiyi daha çok tanımak istedim. Zaman böyle geçerken ikincisini çıkmasını heyecanla bekledim tabi sonrası baya karışık ama kitap çok sürükleyici illaki kendinden birşey buluyorsun ve bir bakmışsın bitmiş seri şuan tam okumak isteyen devamini da merak eder ve pişman olmaz diye düşünüyorum
408 syf.
·Beğendi·10/10
Serinin 4.kitabı Colin ve Penelope birbirlerinin sırlarını çözüyorlar.Platonik bir aşk yaşayan esas kızımız için mutluluk çanları çalmaya başlıyor.
Leydi Whistledown cemiyet gazetesinin yazarı kim? işte bu sorunun cevabını öğrenmek istiyorsanız(benden sır çıkmaz) okumaya başlayın :)
408 syf.
·Beğendi·8/10
beklentimin fazla olması sebebiyle belki beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olabilir.
tabii ki yine çok güzeldi çok eğleceliydi...
hele gizemli bayan Whistledown sırrının çözülmesiyle ayrı bir havası olduğu söylenebilir.
ama işte muhteşem bekar,deli çapkın Colin Bridgerton'ın daha çarpıcı bir hikayesi olmalıydı diye düşünüyorum.
Colin ,onunla asla evlenmem dediği Penelope 'ye ( sosyetenin evde kalmış kız kurusu diye adlandırdığı) deli gibi aşık oldu,hem de ne aşk...

Bridgertonlar her zaman eğlenceli :)

tarihi aşk sevenleri,kabarık eteklerle balo salonunda gezmeyi dans etmeyi hayal edenleri Rüyalar Gerçek Olsa'ya bekleriz :)
371 syf.
·6 günde·2/10
Kitaba başlarken bir beklentim de önyargım da yoktu. İlk yüz sayfayı okurken basit bir macera kitabı -maceramsı da diyebiliriz- olacağını düşünmeye başlamıştım. Çünkü bir hayli temelsiz ve mantıksız, basit bir kurguydu ve araya serpiştirilen birkaç bilgi kırıntısı ve espri dışında dişe dokunur bir şey yoktu. Ama kitap ilerledikçe 5 puan vermenin, bir hayli yüksek kaçacağını düşünmeye başladım. Peki neden?

Önce size özgünlükle hiç alakası olmayan konumuzdan bahsedeyim. Island işten eve döndüğü bir gün, bir seri katil tarafından kaçırılır ve ikisi annesine ait bir mirası bulmak adına yollara düşer. Satır aralarını siz doldurun ki spoiler verdim diye tepki çekmeyeyeyim.

İlk bölümlerde başlayan mantık hatalarını görmezden gelmeye, düşünmeden ve irdelememeye çalışarak okumaya, sadece çerezlik bir kitap okuyorum diye düşünerek kendimi avutmaya çalıştım ama bir yerde bendeki ipler yine koptu. Size karman çorman detaylar vereceğim, kitapta olup da canımı sıkan şeyler yani. Bunlardan ilki, benim yeter ya dediğim yer, kadınla ilgili. Zaten Island karakterini komple insan ve kadın zekasına hakaret ürünü olarak gördüğümü net bir şekilde belirtmem gerek. Şaka değil, abartmıyorum da. Bu karakter, bir hakaretti. Eğer yazarın amacı bir parodi yazmak değilse -ki hiç öyle gelmedi bana- kesin hakaret etmekmiş. İşin komiği de anlatılan karakterin çok zeki olduğunun iddia edilmesi. Zekasını vurgularken yaptığı saçma sapan davranışları değil de yazarın dayatmalarını görmemiz bir hayli acınası olmuş ya neyse. O çok zeki. Matematiği çok iyi.Bilgisayardan anlıyor ve bir sürü dili akıcı bir şekilde konuşuyor, tamam mı?

Peki davranışları nasıl?

Şimdi arkadaşlar, bu kadın KAÇIRILIYOR ve -bu kitap zaten beş günlük bir süreç olduğu için- hızlandırılmış stockholm sendromu kursu almadıysa şayet faille bağ kuracak zamanı ne zaman, nerede, nasıl elde ettiği benim için ciddi bir muamma. Şaka gibi karakterlerde bugün, diyeceğimiz bir mantıksızlıkla kadın en başından beri adamın onu bağlaması, bayıltması, bagaja atması, seri katil olması, ona hakaret etmesi ya da bunun gibi detaylar yerine mavi gözü, takıntılı oluşu, kaslı bedeni ve gamzeleriyle ilgileniyor. Ortada birini sevmeyi bırakın sempati kurmak için bile herhangi bir fiil göremediğimiz halde, sebepsiz yere adamdan hoşlanmaya ve kendince onun yaptıklarına kulp takmaya başlıyor. Mesela? Adam seri katil ama bu onun mesleği tamam mı? Birilerinin de bu işi yapması gerekiyor ve dünyanın düzeni gereği March öyle, tamam mı? Bu meslek. Hem o prensipleri olan bir katil. Öyle herkesi öldürmüyor. Tamam mı? Ayrıca çocukken yaşadığı travmaları göz önünde bulundurursak, bu meslek tam da ona uygun bir meslek. Temizlik yapmayı sevmek suç mu? Hıh.

Şaka bir yana bunlara takılmadım. Neden? Çünkü günümüz macera ve aşk kitapları zaten bu şekilde işliyor. Başına türlü bela açan yakışıklı, kötü görünen ama kalbi temiz, travmatik geçmişe sahip adama aşık ol ve kendini rezil rüsva et. (Alkış!) Beni delirten şeyler kadının aniden kendini adamın ortağı gibi hissetmeye başlaması, bunu yaparken hiçbir duygu geçişi de yaşanmaması, hayatı boyunca değil sevgili, erkek arkadaşı bile olmayan birinin cinsel istismara uğrayıp işkence tehlikesi geçirdikten sonra en ufak bir üzüntü belirtisi bile hissetmemesi hatta katille bu olayın ertesinde yakınlaşacak gücü kendinde bulabilmesi, artık bana o kadar da kötü davranmıyor sanki diye düşünmeye başladığı ve yalnızca üç gündür tanıdığı katille flört ederken adamın onu bagaja tıkması... Bir soluklanıp bunun hakkında konuşayım müsaadenizle. Bakın, adam katil ve kötü demeden onunla flört ediyorsunuz. Eyvallah. Psikopatlığınıza saygımız sonsuz. Ama adam sizin "dırdırınıza" katlanamadığı için sizi BAGAJA tıkıyor. Ve bu olaydan sonra tek yaptığınız ne biliyor musunuz? TRİP ATMAK! Çünkü siz çok zeki, özgür ve karakter sahibi bir insansınız. NEYSE.

Bu kısımlar, saçma sapan aksiyon sahneleri, argo espriler ve beyninizi ağlatabilecek satırların arasında bu iki karakter arasında yakınlaşmalar oluyor. Kadın kendini yamamaya çalışıyor, katil bir evetçi bir hayırcı. Kadın adeta adamın peşinde koşuyor, adam bir karşılık veriyor bir kaçıyor. Sürekli bu hal devam ededursun, kadının azıcık olsun aklı başına gelir sanıyoruz ama kitabın son otuz sayfasında kendisinin de ilan ettiği gibi akıl, fikir ve gurur namına hiçbir şeyi olmadığı için bir kez daha reddedilip bayıltılıyor ve kitabımız bu berbat sonla birlikte, kendi berbatlığı ile kapışıp zirveye yerleşiyor.

Tüm bunların yanında değinmeden geçemeyeceğim bir de yazarın kafasından uydurduğu kitaplar ve onlardan yaptığı alıntılar. Hakkında yorum yapmak istiyorum ama diyecek söz bulamıyorum. Tek merakım, insanların neden böyle olduğu?

Anlayacağınız kitabı hiç sevmedim, bu kadar yüksek bir puan verdiğim için vicdan azabı çekiyorum ve katiyen tavsiye etmiyorum.
120 syf.
·1 günde·9/10
Alice Harikalar Diyarında'ya başlamadan önce çocuk kitabı bu diye önyargınız varsa ilk önce bundan kurtulun bu kitap bence her yaşta insanların hayatlarında bir kez de olsa okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Kitabın içinde insanı düşünmeye iten birçok cümle var. Kitap ilerledikçe Alice'in karşılaştığı karakterler daha da ilginç bir hal almaya başlıyor. Ve yapılan konuşmaların da okuyucuyu düşündürme gücünü giderek artıyor. Özellikle Alice'in kim olduğunu sorguladığı yerler kişinin kendisini de sorgulamasına neden oluyor
408 syf.
·18 günde·Beğendi·10/10
En sevdiğim romantik kitap yazarı Julia Quinn’in Bridgertons serisinin 4.kitabı Rüyalar Gerçek Olsa’yı ocak ayında okudum. Kitapta serinin en sevilen karakterlerinden Colin’in ve ona yıllardır platonik aşkla bağlı Penelope’nin öyküsünü okuyoruz.

Kitabı okumadan önce internette kitabın yorumlarını okuduğumda serinin hayranları tarafından çok sevilmediğini gördüm. Bu yüzden beklentimi düşürmüştüm ama kitap düşündüğümden güzel çıktı. Zaten yazarın dilini çok seviyorum. Bir de beklentimi düşürünce beğeni oranım arttı. Serinin en sevdiğim kitaplarından biri oldu Rüyalar Gerçek Olsa.

Beğenmeyen arkadaşların yorumlarını okuduğumda beğenmeme sebeplerini iki maddede toplayabilirim:1. Serinin en yakışıklı, neşeli, şakacı, çapkın karakteri olarak görülen ve dediğim gibi çok sevilen Colin’in bu kitapta karakterinin farklı yönlerini görmemiz. Açıkçası ben bundan rahatsız olmadım çünkü yazar bu farklılıkları mantıklı bir temel üstüne kurmuştu. Ayrıca her zaman çok neşeli olan insanların içlerinde bir hüzün taşıdığına inanmışımdır.

2. sebep ise yakışıklılığı dillere destan olan Colin’e daha güzel bir kadını düşünmeleri, Penelope’yi ona yakıştıramamaları. Bu durum da beni rahatsız etmedi. Günlük hayatta herkes dış görünüşüne, kültürüne, maddi durumuna vb. uygun, denk insanlarla evlenmiyor ki. Herkes Brad Pitt-Angelina Jolie gibi birbirine yakışmıyor. Kaldı ki onlar da ayrıldı Demek ki çift olarak yan yana güzel görünmek mutluluğu garantilemiyor.

Kitapta kimliği meçhul dedikodu yazarı Leydi Whistledown’un kimliğinin de açığa çıktığını söyleyeyim. Açıkçası benim tahmin etmediğim biri çıktığı için şaşırdım.

Çok uzattım, toparlıyorum Rüyalar Gerçek Olsa historical ya da romantik kitap okumak isteyen, kafamı dağıtacak bir kitap arıyorum diyen herkese tavsiye edebileceğim güzel bir kitaptı. Özellikle hafta sonu okuması için bence çok uygun.

Bridgertons serisinin kitaplarını sırasıyla okumamak size pek bir şey kaybettirmiyor ama ben sırasıyla okumak istiyorum diyorsanız 8 kitaplık serinin okunma sırası şu şekilde:

1.Yüreğe Söz Geçmiyor
2.En Çok Beni Sev
3.Son Söz Aşkın
4.Rüyalar Gerçek Olsa
5.Sonsuz Sevgilerimle
6.Sana Muhtacım
7.Öpüşünde Saklı
8.Biz Evleniyoruz

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 550 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 250 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.