Üç kitaplık bu seriyi tek tek detaylı anlatmayacağım çünkü aslında hepsi aynı fikrin etrafında gelişiyor: Bir dükkân var ve bu dükkânda para geçmiyor. İstediğiniz bir şeyi alabilmek için başka bir şeyinizden vazgeçmeniz gerekiyor. Ve işin en ilginç kısmı şu: Bazen sizden istenen bedel, istediğiniz şeyden daha ağır geliyor.
Yeşim Taş Türköz’ün psikodrama tekniğinden esinlenerek yazdığı bu serinin ilk kitabı Büyü Dükkânı’nda yaşlı satıcı ve dükkânla tanışıyoruz. Dükkâna gelen müşterilerin arzularına, korkularına ve yaptıkları sıra dışı pazarlıklara tanık oluyoruz. B Büyü Dükkânı'nda İki Çınar Büyü Dükkânı 2’de dükkâna gelen küçük misafirle birlikte yaşlı satıcının geçmişine biraz daha yaklaşmaya başlıyoruz. Büyü Dükkânı 3: Üçüncü Bahar Büyü Dükkanı Üçüncü Bahar ise hem müşterilerin hikâyeleri hem de pazarlıkların ağırlığı açısından serinin bende en çok yüzleşme hissi yaratan kitabı oldu.
İnsanlar bu dükkâna öyle isteklerle geliyor ki… Birisi zaman bilincinden kurtulmak istiyor, birisi ölümsüz olmak, birisi hayatında ilk kez eksiksiz bir anne sevgisi hissetmek istiyor.
Ve satıcı bu istekler karşılığında bazen öyle bedeller istiyor ki okurken gerçekten sinirlendiğim yerler oldu. Bir müşteriden yeni şeyler öğrenme yetisini istiyor, bir başkasından şaşırma duygusunu… O an “Bu ne alaka şimdi?” diye düşünüyor, hatta bazı pazarlıkları adaletsiz buluyorsunuz.
Ama sonra hikâyeler öyle yerlere bağlanıyor ki bir anda siz de o pazarlığa hak vermeye başlıyorsunuz. Ve sanırım serinin en güçlü tarafı da bu. Çünkü mesele aslında adil bir alışveriş yapmak değil; insanı kendi arzularıyla yüzleştirmek. İnsan gerçekten ne istiyor? İstediği şey uğruna neyinden vazgeçebilir? Ve istediğini sandığı şey gerçekten istediği şey mi?
Bu seriyle birlikte ben de sürekli kendimi düşünmeye başladım. Hatta bir noktada eşimle bunu kendi aramızda oyuna çevirdik. Birimiz büyü dükkânının yaşlı satıcısı oldu, diğerimiz müşteri. Kendi hayatlarımız için pazarlıklar yapmaya başladık. Ve fark ettim ki insan bazen ne istediğini söylemekte bile zorlanıyor.
“Büyü Dükkânı” bana yeni şeyler öğretmekten çok, bildiğimi sandığım ama uzun zamandır düşünmediğim şeylerle yeniden yüzleşme hissi verdi. Bu yüzden seri bittiğinde kitaplığıma kaldırılan bir seri olmadı. Bir şekilde düşüncelerimin içinde yaşamaya devam etti.