Tess

Tess
@okuyantess
Kitap ruhun ilacıdır İnstagram: okuyantess

Tess

, şu anda okuyor
%8 (26/312 syf.)
Alex Michaelides
7.5/10 · 984 okunma
Reklam

Tess

, bir kitap okudu
5/10
·352 syf.·
26 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 02:50
·
2026 14. kitabı
Alex Michaelides
8/10 · 2.269 okunma

Tess

, bir kitap okudu
9/10
·309 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2026 13. kitabı
Alex Michaelides
8.6/10 · 12,7bin okunma
6/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:00
Bir kitabın içinde başka bir kitabın bahsi geçince yazarın bunu rastgele yapmadığını düşünüp o kitabın peşinden gidiyorum. Aşıklar Delidir’de de ana karakterlerimiz Umut ve Sanem, Montauk üzerinden tanışıyorlar. Sanem de bu kitabı daha önce okuduğunu söylüyor ve kitabın bazı yerlerinde yine Montauk’tan alıntılar karşımıza çıkıyor. Bu arada sizi ağlatacak bir kitap arıyorsanız buna bir bakabilirsiniz :) Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura Neyse, kitapta sürekli Montauk geçince ikisi arasında bir bağ olmalı dedim ve hemen okumaya başladım. Ama bayağı zorlandım açıkçası. Çünkü Max Frisch burada klasik bir hikâye anlatmıyor; daha çok kendi anıları, düşünceleri ve iç hesaplaşmaları var. Bir yerde kendisinden üçüncü şahıs olarak bahsediyor, bir yerde direkt kendi ağzından anlatıyor. Kronolojik bir sıra da yok. Kısacık bir kitap aslında, bir günde bitiririm diye başladım ama düşündüğüm gibi olmadı. Ama kitabın sonlarına doğru Ayfer Tunç’un neden özellikle Umut’un eline Montauk’u verdiğini biraz anladım sanırım. Çünkü Max Frisch’te de, Umut’ta da, Sanem’de de aynı his vardı: Sanki yaşadıkları anın içinde değillerdi. Sürekli kendi düşüncelerinin içinden hayatı izliyor gibiydiler. Max Frisch de kitap boyunca yaşadığı şeyleri sadece anlatmıyor; sürekli dönüp onlara yeniden bakıyor, anlamlandırmaya çalışıyor, kendine dışarıdan bakıyor gibi hissettirdi bana. Ve bence Ayfer Tunç’un Montauk’la kurduğu bağ da tam olarak buydu. Gerçekten birbirlerini daha anlamlı kılan iki kitap oldu benim için.
MontaukMax Frisch · Yapı Kredi Yayınları · 2020102 okunma
8/10
·118 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Üç kitaplık bu seriyi tek tek detaylı anlatmayacağım çünkü aslında hepsi aynı fikrin etrafında gelişiyor: Bir dükkân var ve bu dükkânda para geçmiyor. İstediğiniz bir şeyi alabilmek için başka bir şeyinizden vazgeçmeniz gerekiyor. Ve işin en ilginç kısmı şu: Bazen sizden istenen bedel, istediğiniz şeyden daha ağır geliyor. Yeşim Taş Türköz’ün psikodrama tekniğinden esinlenerek yazdığı bu serinin ilk kitabı Büyü Dükkânı’nda yaşlı satıcı ve dükkânla tanışıyoruz. Dükkâna gelen müşterilerin arzularına, korkularına ve yaptıkları sıra dışı pazarlıklara tanık oluyoruz. B Büyü Dükkânı'nda İki Çınar Büyü Dükkânı 2’de dükkâna gelen küçük misafirle birlikte yaşlı satıcının geçmişine biraz daha yaklaşmaya başlıyoruz. Büyü Dükkânı 3: Üçüncü Bahar Büyü Dükkanı Üçüncü Bahar ise hem müşterilerin hikâyeleri hem de pazarlıkların ağırlığı açısından serinin bende en çok yüzleşme hissi yaratan kitabı oldu. İnsanlar bu dükkâna öyle isteklerle geliyor ki… Birisi zaman bilincinden kurtulmak istiyor, birisi ölümsüz olmak, birisi hayatında ilk kez eksiksiz bir anne sevgisi hissetmek istiyor. Ve satıcı bu istekler karşılığında bazen öyle bedeller istiyor ki okurken gerçekten sinirlendiğim yerler oldu. Bir müşteriden yeni şeyler öğrenme yetisini istiyor, bir başkasından şaşırma duygusunu… O an “Bu ne alaka şimdi?” diye düşünüyor, hatta bazı pazarlıkları adaletsiz buluyorsunuz. Ama sonra hikâyeler öyle yerlere bağlanıyor ki bir anda siz de o pazarlığa hak vermeye başlıyorsunuz. Ve sanırım serinin en güçlü tarafı da bu. Çünkü mesele aslında adil bir alışveriş yapmak değil; insanı kendi arzularıyla yüzleştirmek. İnsan gerçekten ne istiyor? İstediği şey uğruna neyinden vazgeçebilir? Ve istediğini sandığı şey gerçekten istediği şey mi? Bu seriyle birlikte ben de sürekli kendimi düşünmeye başladım. Hatta bir noktada eşimle bunu kendi
Büyü DükkanıYeşim Türköz · Epsilon Yayınları · 20234,592 okunma
Reklam