Bir kitabın içinde başka bir kitabın bahsi geçince yazarın bunu rastgele yapmadığını düşünüp o kitabın peşinden gidiyorum.
Aşıklar Delidir’de de ana karakterlerimiz Umut ve Sanem, Montauk üzerinden tanışıyorlar. Sanem de bu kitabı daha önce okuduğunu söylüyor ve kitabın bazı yerlerinde yine Montauk’tan alıntılar karşımıza çıkıyor.
Bu arada sizi ağlatacak bir kitap arıyorsanız buna bir bakabilirsiniz :) Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura
Neyse, kitapta sürekli Montauk geçince ikisi arasında bir bağ olmalı dedim ve hemen okumaya başladım. Ama bayağı zorlandım açıkçası. Çünkü Max Frisch burada klasik bir hikâye anlatmıyor; daha çok kendi anıları, düşünceleri ve iç hesaplaşmaları var.
Bir yerde kendisinden üçüncü şahıs olarak bahsediyor, bir yerde direkt kendi ağzından anlatıyor. Kronolojik bir sıra da yok. Kısacık bir kitap aslında, bir günde bitiririm diye başladım ama düşündüğüm gibi olmadı.
Ama kitabın sonlarına doğru Ayfer Tunç’un neden özellikle Umut’un eline Montauk’u verdiğini biraz anladım sanırım. Çünkü Max Frisch’te de, Umut’ta da, Sanem’de de aynı his vardı: Sanki yaşadıkları anın içinde değillerdi. Sürekli kendi düşüncelerinin içinden hayatı izliyor gibiydiler.
Max Frisch de kitap boyunca yaşadığı şeyleri sadece anlatmıyor; sürekli dönüp onlara yeniden bakıyor, anlamlandırmaya çalışıyor, kendine dışarıdan bakıyor gibi hissettirdi bana.
Ve bence Ayfer Tunç’un Montauk’la kurduğu bağ da tam olarak buydu.
Gerçekten birbirlerini daha anlamlı kılan iki kitap oldu benim için.
MontaukMax Frisch · Yapı Kredi Yayınları · 2020102 okunma