Dura Mater, insan beyninin en dış zarı olan “dura mater”den adını alıyormuş ve tıpkı bu katman gibi zihnin en sert, en koruyucu taraflarına odaklanıyor. Kitap, aşk, takıntı, korku ve travma gibi güçlü duygular üzerinden ilerlerken, insan davranışlarının arkasındaki nörobilimsel gerçekleri sorguluyor aslında önceki iki kitap gibi. Bu kitapta da yine aynı şekilde bilimsel bilgiler oldukça ön planda.
Seride karakterlere verilen isimler ise oldukça dikkat çekici, Pia, Meryam, Alef, Galen, Perit, İlias bunlardan sadece birkaçı. Elbette bunun da yazar açısından bir nedeni var. Diğer yandan üç kitabın da aslında arka planında, beynin işleyişi, öğrenme biçimleri, karar verme süreçleri ve duygularımızın altında yatan nörolojik altyapıyı bir roman kurgusunda vermiş yazar. Bu yönüyle kitap, yalnızca bilimsel bilgiler sunan bir kaynak olmanın ötesine geçmiş, insanın kendini tanıma yolculuğuna eşlik eden bir rehber niteliğine bürünmüş. Mesela teknik, bilimsel ya da yapay zeka ile ilgili geçen bir konunun arasında Pamuk Prenses masalına rastlamak çok güzeldi. Konuyla ilgili diğer alternatif yorumlar ilginizi çekecek eminim. Çocuk masalları olarak anlatılanların arka planında neler olabilir sorusuna yönelik aslında geçmişte ben de bir araştırma yapmıştım. Dolayısıyla kitapta buna benzer bölümlerin olması ilgimi çekti. Yapay zekadan masallara ilk insanlıktan ateşin bulunmasına kadar zamanın bir çok dönemine dair verdiği bilgiler çok güzeldi. Sadece bu da değil, çikolatanın faydaları, hayatımızdaki plastikler, Kopernik ya da Galileo’ya kadar bir çok konuda genel kültürünüze katkıda bulunacağı bilgiler yer alıyor.
Okurken aslında en çok yapay zeka ile ilgili düşündüm diyebilirim. İnsandan daha zeki bir hale gelirse, insanlığın hali ne olur diye düşünmekten alamayacaksınız kendinizi. Yaşama dair bir çok konuda bilimsel araştırmalar, deneyler ya da çalışmalarla ilgili belki de ilk kez duyacağınız detaylar mevcut.
“Teknolojik olarak ne kadar gelişmiş olursa olsun her insanın içinde bağlarını tamamen koparamadığı ilkel bir insan var Otto.”
Kitabın genelinde şu soru öne çıkar: “Gerçek dediğimiz şey, gerçekten gördüğümüz mü, yoksa beynimizin bize sunduğu bir yorum mu?