Bir coğrafyanın, bir ailenin ve bir adamın un ufak oluşunun hazin ama görkemli bir serüveni ile buradayım. Amin Maalouf , bizi İsyan Kitabdar’ın dünyasına sokarken, kendimizi bir anda Osmanlı’nın son demlerinden kalma asalet sancılarıyla, Adana’nın kavurucu sıcaklarında buluruz. İsyan’ın çocukluğu, deliren bir Osmanlı prensesi olan babaannesi İffet’in yankılanan hayaletleri ve babasının hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan ütopik devrim hayalleri arasında sıkışıp kalmıştır. Aslında İsyan, daha en başından adına tezat bir sükunetle hatta mecburi bir kabullenişle doğar. O, dünyayı yerinden oynatmak ya da büyük savaşların göğsü madalyalı kahramanı olmak değil; sadece kendi limanını bulup oraya demirlemek isteyen, ruhu doğuştan yorgun bir çocuktur. Fakat tarih acımasız bir gerçek, onun bu sessiz arzusuna karşı hiç de nazik davranmayacaktır.
İsyan’ın isminden gelen trajik miras, aslında hikâyenin en kilit taşlarından biridir. İsyan, adını Osmanlı hanedanına mensup olan ve intihar eden dedesinden almıştır. Bu isim ona bir onur değil, doğar doğmaz omuzlarına çöken bir lanet, kaçmak istediği bir geçmişin ağırlığı olarak verilir. Onun ruhundaki çöküntü, aslında bu ismin altında ezilen ve kendine ait olmayan bir günahın bedelini ödemeye çalışan bir adamın yorgunluğudur.
Doğu'nun Limanları
Devamını buradan okuyabilirsiniz.
inadinaedebiyat.net/amin-maalouf-do...