Konusu:
Hutch, Luke, Dom ve Phil adındaki dört yetişkin adam üniversite yıllarında birbirinin en yakın arkadaşıdır ve yıllar sonra yeniden bir araya gelerek bir geziye çıkma kararı alırlar. Erkekler ve doğa meselesi anlayacağınız. Ama tatil yapmak için sanki özellikle tanrının bile unuttuğu İsveç'in en ücra güzergâhlarından birini seçerler.
Fakat bu gezi planları daha en başından itibaren altüst olur çünkü ekipteki iki kişi hem kilolu cüsseleriyle böylesine uzun soluklu bir maceraya hazır değildir hem de yolculuğa çıktıkları ilk günden kendilerini sakatlarlar. Dolayısıyla ekibin en deneyimli üyesi ve bu tatili organize eden Hutch, onları kestirme bir yol için hiç el değmemiş bir millî park olan ormanın içine sokarak en kısa sürede insan topluluklarına yeniden ulaşmayı amaçlar.
Yine de bu, belki de hayatlarında yaptıkları en büyük hata olur çünkü kestirme yol diye girdikleri orman aslında kaçınmaları gereken tek şeydir. Bu lanetli orman içinde pek çok kötülüğü saklamaktadır. Vikinglerin kanını taşıyan bir topluluktan geriye kalan ürkütücü evler, rün kazılı devasa taşlar, terk edilmiş kilise ve mezarlar, sayısız ölünün kalıntısı ve acayip ritüel mahalleri. Tüm bunlar yetmezmiş gibi insanlar gitse dahi taptıkları "şey" hâlâ orada, o ağaçların arasındadır. Kadim ve vahşi, unutulmuş zamanlardan kalma eski bir tanrı, bir canavar.
Ve yıllar sonra nihayet avlayabileceği yeni kurbanlar bulur. Bizzat kendi ayaklarıyla onun inine giren talihsiz turistleri.
Şimdiii gelelim benim yorumlarıma.
Bakın, yukarıda da bahsettiğim gibi kitabın çok ilgi çekici bir konusu var. Yani kesinlikle okurken insanı etkileyen, derinden sarsan ve genel olarak memnun eden bir roman olduğunu söyleyebilirim. Hele ki yarısından sonrası için en çok bu dediklerim geçerli.
Şöyle izah edeyim; tam olarak ilk etapta bu dört arkadaş kayboldukları ormandan çıkmaya çalışıyorlar. Yani bu kısım daha çok onlara, birbirleri arasındaki ilişkiye, ormanda yaşadıkları zorluklara ve kısa süreliğine de olsa geride bırakıp buraya geldikleri kendi yaşamlarına odaklı. Özellikle de ana karakterimiz Luke'unkine.
Aralarında, içinde bulundukları çıkmaz durumun da getirisiyle pek çok anlaşmazlık ve kavga çıkıyor. Uzun süredir birbirine uzak olan ve geçen yıllar neticesinde her birinin farklı noktalara sürüklendiği yaşamlarında yeniden bir araya gelmeye çalışmalarını okuyoruz.
Mesela Dom, Phil ve en son da Hutch evlenmesine ve bir aile kurmasına karşın Luke içlerinde aykırı olan tek figürdür. 36 yaşında olsa dahi ne bir evi ne bir ailesi ne de düzgün bir işi vardır. Hâlâ bir üniversite öğrencisi gibi CD dükkânında çalışır. Bu yüzden de içlerinde hep farklı kalır. Aslında durumu biraz Kasiyer 'deki Keiko'ya benziyor. Oradaki topluma dâhil olamama ve dışlanma mevzusu bu hikayede de mevcut. Tek farkı Luke'un bunları gerçekten umursaması ve kendini yetersiz hissetmesi.
Biraz fazla uzattım ama sonuç olarak demek istediğim şey, kitabın başlarında aksiyon ve gerilimden ziyade iç hesaplaşma ve benlik mücadelesinin ön planda olduğudur. Bu, bazıları için biraz sıkıcı gelebilir.
Buna ilaveten ilk kısımda bir de genel olarak hep aynı durumların tekrar ettiğini söyleyebilirim. Dörtlü grubumuz uzun bir müddet boyunca sürekli olarak yağmurun yağdığı karanlık, kasvetli ve boğucu bir ormanda; üstlerine başlarına takılan ve zaten zor olan yürüyüşlerini iyice yavaşlatan dikenli çalılar ve sivri ağaç dalları arasında; iki şişko ve yaralı adamın onları yavaşlattığı; besin ve sularının hızla tükendiği, üstelik ormanın bir oyunu gibi gitmeleri gereken yön yerine hep kuzeye seyahat etmeye zorlandıkları bir paradoksun içine hapsolmuş durumdalar.
Neredeyse sıkıntıdan kitabı bırakacaktım, gerçekten de kitabın başı okuyucuyu bir hayli zorluyor, ta ki tüm hikâyeyi değiştiren o malum ana kadar. Size şunu garanti edebilirim ki dört adamın orman gezisi olarak başlayan bu macerada öyle bir an çıkageliyor ki o noktadan sonra hikâye açılıyor, işler çok ilginçleşiyor ve bir o kadar da rahatsız edici bir hâle gelmeye başlıyor. Yani size tavsiyem şu: yarısına gelene kadar muhakkak romana devam edin, sonrasında okuduğunuza gerçekten de pişman olmayacaksınız.
Karakterlerimizin sapkın bir topluluğun izlerinin bulunduğu bu tekinsiz ormanda aslında başından beri yalnız olmadıklarını ve peşlerinden çok daha uğursuz bir şeyin gelmekte olduğunu anladığımız an işte aksiyon da gerçekten başlamış oluyor.
Hele ki ana karakterimiz Luke'un kitabın ikinci yarısı diyebileceğim kısımda yaşadığı şeyler tek kelimeyle tüyler ürperticiydi. Zaten kitabın ortalarında çoktan bedenen tükenme noktasına gelmiş ve de başından oldukça ciddi bir yara almıştı, ama ne olursa olsun ormandan çıkış yolunu bulmaya çalışıyordu. Ve böyle çaresiz bir ortamda belki de en can yakanı onun umudunu hep korumaya çalışması ve asla pes etmemesiydi.
Nihayet kahramanımız tam kurtulacak dediğimiz her seferinde işlerin iyice arap saçına dönüyor ve bize de dayanmamız gereken yeni bir zorluk çıkıyordu. Fakat her şeye rağmen Luke ne kadar kaçarsa kaçsın kendisini bu karanlık ve açıklanamaz olayların merkezinde bulmaktan kurtaramıyor. Ve günün sonunda ya ormanın bir parçası hâline gelecek ya da en az onun sakladığı dehşetler kadar kötü bir şeye dönüşecek. Ben de sizleri bunu öğrenmeye davet ediyorum.
Öncelikle buraya kadar yazdıklarımı okuduysanız eğer ki gerçekten teşekkür ederim. Ritüel 'in hikâyesi bu şekildeydi. Ben şahsen güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum ve gerçekten de hikâyesini beğendim. İlk yarısı belki sizi biraz sıkabilir ama okumaya devam ettikçe gerçek potansiyelini göreceksiniz.
Onun haricinde tek sıkıntım finalinin muğlak olmasıydı, hatta bir puanı da sırf bu yüzden kırdım. Yani o kadar şey yaşandı, kahramanımız herkese ve her şeye karşı mücadele etti, çeşitli acılar çekti ama biz yine de onun akıbetini tam olarak bilemeyeceğiz. Bu yazarın kendi tercihi belki ama ben yine de tam bir son görmek isterdim doğrusu.
Neyse, uzun lafın kısası Ritüel 'i okumanızı kesinlikle öneririm. Ama sizi baştan uyarıyorum; kafa dağıtmak, eğlenceli vakit geçirmek ya da mutlu olmak gibi beklentileriniz varsa bu kitaptan uzak durun. Çünkü cidden Ritüel kadar acı, çaresizlik ve umutsuzlukla yoğrulmuş çok az kitap okudum. O zaman başka incelemelerimde görüşünceye dek hoşça kalın.