Önce Tuhaf Resimler’i okuyup Uketsu’nun dünyasına adım atan biri olarak, Tuhaf Ev’e beklentim yüksekti. Ve evet, yine o rahatsız edici atmosferi, o “bir şeyler ters” hissini sonuna kadar hissettirdi.
Ama benim için hâlâ Tuhaf Resimler bir adım önde.
Çünkü Tuhaf Resimler, sadece bir hikâye anlatmıyordu; okuru doğrudan oyunun içine çekiyordu. Her çizimde, her detayda durup düşünmeye, şüphe etmeye, yeniden bakmaya zorluyordu. O kitabı okurken sadece okuyucu değildim; adeta olayın bir parçasıydım.
Tuhaf Ev ise bu kez korkuyu bir mekânın içine saklamış. Çok yaratıcı, çok zekice kurgulanmış; özellikle ev planı üzerinden ilerleyen hikâye gerçekten etkileyici. Ama Tuhaf Resimler’in bende bıraktığı o ilk şaşkınlık ve zihinsel çarpılma hissi daha güçlüydü.
Yine de Uketsu’nun en sevdiğim yanı şu: korkuyu bağırarak değil, fısıldayarak anlatıyor. Ve o fısıltı, kitap bittikten sonra bile insanın zihninde yankılanmaya devam ediyor.
Sanırım kararım net:
Tuhaf Ev beni gerdi.
Tuhaf Ev Tuhaf Resimler ise beni gerçekten etkiledi.
Ve bazen etkilenmek, korkmaktan daha kalıcı oluyor.