·384 syf.····Okunma: 23 Mayıs 2026 21:23 “İğrenilen ve reddedilen bir varlık olarak doğdum. Berbat bir hayat sürdüm, küfür ve hakaretlere maruz kalarak büyüdüm. Bu sefalet benim de İsa gibi yücelmemi sağladı. Kendimi aşmamı ve gelişmemi sağlayan da, çektiğim bu büyük acılar oldu. Ben bütünüm. Ben ateşim ve huzurum. Ölüm ve esenliğim...”
Grange yine yapmış yapacağını… Kitabı elime almamla bitirmem bir oldu. Gerçekten elimden bırakamadım ve son sayfayı kapattığımda bir süre duvarı izleyip “Grange sen ne yaptın?” diye düşündüm. Nasıl bir zihin bu böyle? Her kitabında insanın sinir uçlarıyla oynuyor resmen. Daha çok kitabını okumak istiyorum ama aynı zamanda Grange’ın bende ciddi şekilde anksiyete tetiklediğini fark ettiğim için biraz ara vermeyi de düşünüyorum. Çünkü kitabın sonlarına doğru kalbim resmen kulaklarımda atıyordu; nefesimi tutarak okudum desem abartmış olmam. Bu defa bizi Paris’te karşılayıp Japonya’ya götürüyor Grange. Daha ilk sayfalarda “Doğumcu” isimli bir katille karşı karşıya kalıyoruz. Hamile kadınları kaçırıp öldüren, fetüsleri alıp yakan bir katil… Bunu okumak bile insanın içini daraltıyor. Kitap boyunca aklımda sürekli şu soru vardı: İnsan canavar olarak mı doğar, yoksa sonradan mı canavara dönüşür? Ve kitabın bir kısmına kadar ben “canavar olunur, doğulmaz” diye düşündüm. Olivier Passan ise kesinlikle en sevdiğim Grange polislerinden biri oldu. Hem takıntılı, sert ve karanlık biri hem de içten içe fazlasıyla kırılmış. Bir yandan Doğumcu’nun peşinden koşarken diğer yandan boşanma sürecindeki karısı ve çocuklarıyla uğraşıyor. Karısı Naoko’nun Japon kültürüne olan bağlılığı, Olivier’nin ona duyduğu aşk, fakat zamanla sevginin yerini yalanların ve güvensizliğin alması… Açıkçası polisiye kısmı kadar ilişkilerde sadakat ve sevginin sorgulanışı da çok etkileyiciydi. Her şeyin çatırdamasını okumak insanı ayrı geriyor. Ve tüm bu karmaşanın ortasında Olivier’nin, kendisini hedef haline getiren çift cinsiyetli bir seri katille mücadele etmesi… Gerilim bir an bile düşmüyor. Grange yine rahatsız etmeyi, huzursuz etmeyi ve insanı karanlığın içine çekmeyi çok iyi başarmış. Kesinlikle gözü kapalı tavsiye edeceğim bir polisiye oldu. Gerdi, rahatsız etti, nefessiz bıraktı ama uzun süre de aklımdan çıkmayacak gibi duruyor.