“Ama önce dünyaya vampir olarak gideceksin ,
Kabrinden bir hışımla çakacak cesedin;
Bir hayalet gibi musallat olacaksın yuvana,
Kanını emeceksin kendi ırkından her kim varsa;
Kızından, bacından, karından oracıkta
Yaşam suyunu çekip alacaksın gecenin yarısında;
Lakin kül rengi cesedini beslemek için
Mecbur kaldığın ziyaretten nefret edeceksin;
Kurbanların vermemişken son nefeslerini,
Bilecekler ki artık iblistir efendileri;
Sen ki lanetlisin, onları da lanetledin,
Sapından yukarıya soldu işte çiçeklerin.
Fakat suçun sebebiyle öleceklerden
En genci, ziyade sevdiğin bütün hepsinden,
Bir babanın ismiyle kutsayacak seni,
İşte o kelime ateşlere salacak yüreğini!
Ama mecbursun işini tamamlayıp yok etmeye,
Yanağında kalan rengi, ışığı ise gözlerinde;
İzlemek zorundasın son bir donuk bakışla
Buza kesmiş cansız maviliği ve sonra,
Kirlenmiş ellerinle bozacaksın
Örgülerini onun sarı saçlarının;
Yaşadığın günlerde o bukleler
Sevginin en hoş timsaliydiler;
Şimdi artık nişanedirler oysa,
Her yere taşıdığın acılarına.
Lakin yine akacak kanı en sevdiğinin,
Korkunç ağzınla, gıcırtısıyla dişlerinin,
Sokulacaksın yine kasvetli mezarına;
Git-mezar cinleriyle, ifritlerle lafla;
“Ataerkil toplum kavramları size şekil verip, sizi programladığından, sizin için en iyi olanın en iyi farkına varamayan olursunuz anca. Felakete sürüklenmekte olduğunun bile farkına varamayan budala bir genç kız olursunuz.”
Kitabın konusuna geçmeden önce değinmek istediğim bir nokta var. Bu eser, bir dönem ülkemizde "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatılmış, ardından kitabın çevirmeni hakkında soruşturma açılarak gözaltı kararı verilmişti. Açıkçası bu haberi gördüğümde çok da şaşırmadım. Çünkü kitap yalnızca rahatsız edici sahneler içeren bir yeraltı edebiyatı örneği değil; aynı zamanda ataerkil düzeni, cinsiyetçi normları ve toplumun kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü sert bir şekilde eleştiren bir metin. Bu nedenle kitabın yarattığı tartışmaların, içerdiği sahnelerden çok ortaya koyduğu eleştirilerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki kadın-erkek eşitliği ve toplumsal cinsiyet meselelerinde hâlâ ciddi sorunlar yaşayan toplumlarda bu tür eserler çoğu zaman edebi yönleriyle değil, yarattıkları rahatsızlık üzerinden değerlendiriliyor.
Yeraltı edebiyatı diye bir tür olmasaydı, bu kitap o türü tek başına yaratabilirdi. Okurken inanılmaz derecede rahatsız oldum; yeraltı edebiyatının o kirli, bunaltıcı ve insanın içine işleyen atmosferini iliklerime kadar hissettim. Hatta bir noktada kitaba ara vermek zorunda kaldım. Uzun uzun nefes alıp kendimi toparlamaya çalıştım. Şu ana kadar okuduğum en rahatsız edici kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun da ötesine geçen bir kitap okur muyum, açıkçası emin değilim. Chuck Palahniuk, Ölüm Pornosu'nda yeraltı edebiyatının en sert ve en sarsıcı tonlarından birini kullanıyor. Toplumsal normları ve tabuları acımasızca parçalayarak özellikle ataerkil düzeni hedef alıyor. Erkek egemenliğinin kadın bedeni üzerindeki
Ölüm PornosuChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 20214,072 okunma
Bütün kimliğiniz bir anda yok olursa ne yaparsınız? Bütün hayat hikâyeniz bir yanlıştan ibaret oluverirse, bu durumla nasıl başa çıkarsınız? Ve o orospuyla.
Ataerkil toplum kavramları size şekil verip, sizi programladığından, sizin için en iyi olanın en iyi farkına varamayan olursunuz anca. Felakete sürüklenmekte olduğunun bile farkına varamayan budala bir genç kız olursunuz.