"Bu hikayeyi bitirdikten sonra ne yapmam gerek?" diyor kitaptaki karakter bir ara. Tam olarak böyle hissediyorum.
Bu kitabı okumaya başlamamın en büyük sebebi kitabın arkasında da bahsedilen "malum olay"dı.
Bundan daha fazlasını bulmayı beklemiyordum zira bir insanın başka bir insana bunu yapıyor olması fikri yeterince ilginç diye düşünüyordum ama evet, daha fazlasını buldum.
Kitabı iki karakterin ağzından okuyoruz: ölen ve kalan. Peki ama ölen niye ölüyor? Kalan neden böyle yapıyor? Buradaki "açlık" bizim anladığımız halinden çok daha fazlası, yaşadığımız birçok duygunun temsili bu hikayede. Sevmenin, özlemenin, kaybetmenin, nefret etmenin, yoksulluğun, çaresizliğin, kimsesizliğin karşılığı. Öyle ki, hikayedeki herkes bir şeylere aç. Belki şefkate, belki aşka, belki de ölüme.
Kitabı okuduktan sonra arkasında yazan şeyleri tekrar okudum ve bazı cümleler, özellikle de şu cümle çok daha büyük bir anlam kazandı kafamda: "Kadın, kapitalizmi kendi vahşi oyununda alt edecek ve ruh eşini, yeniden can bulabileceği tek yere -kendi bedenine- defnedecektir." Bunu okuduktan sonra karakterin sonlara doğru düşündüğü “Ben insan olmak istiyor muyum ki?” fikri çok daha büyük bir anlam kazanıyor içinizde.
Okurken bu kadar iğrendiğim bir kitabın bana uzunca bir süre duvarı izlettirmesini hiç beklemiyordum. Kitabı birkaç saat içerisinde bitirdim ve nasıl bittiğini anlamadım. Kelimeleri o kadar iyi kullanıyor ki, okurken sanki etrafınız sislenmiş de karanlıkta yürüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz... Açlık