Bu evde neler olduğunu anlamak zorundaydım artık.
Bir dedektif edasıyla etrafı incelemeye başladım. Gözlerimden önce kedi duyularım devreye girmişti bile. Ama dürüst olmak gerekirse, önce şu aç karnımı doyurmam gerekiyordu.
Sofranın ne kadar zengin göründüğünü söylemiştim. Sadece yemekler değil, masanın düzeni bile insanın iştahını açıyordu. Gümüş çatal bıçaklar, kristal bardaklar, hâlâ ince ince tüten tabaklar…
Karidesler, ıstakozlar, etler…
Hepsi sanki birkaç dakika önce hazırlanmış gibiydi.
Ama sonra bir şey fark ettim.
Bu sıcaklık… insanların ölüm şekliyle hiç uyuşmuyordu.
Şöminenin başında donarak ölmüşlerdi.
Öyleyse yemekler neden hâlâ sıcaktı?
Kulaklarım yavaşça gerildi.
İşte tam o anda gözüm masadaki boş sandalyeye ilişti.
Orada duran tabağı ilk bakışta fark etmemiştim.
Burnumu havaya kaldırdım.
Hayır… mümkün değildi.
Bu…
Benim en sevdiğim kedi mamasıydı.