Bazı kitaplar vardır, bittiğinde hikayeyi unutursun ama bıraktığı his uzun süre seninle kalır. Bu kitap benim için tam olarak böyle bir kitaptı diyebiliriz sayın insanlar.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, savaşın kendisinden çok geride kalan insanların yaşadığı sessiz yıkımın anlatılması oldu. Çünkü Aytmatov burada cephedeki kahramanlıkları değil, bekleyenleri, özleyenleri, çalışmaya devam etmek zorunda olan insanları anlatıyor. O yüzden kitapta öyle büyük olaylardan çok, insanın içine işleyen bir hüzün var. Tolgonay karakteri de bence kitabın en güçlü tarafıydı. Onu okurken bir roman karakterinden çok gercek bir insan hissi veriyor. Acısı abartılmadan anlatılmış ama zaten etkileyici olan tarafı da bu. Bazı bölümlerde hiçbir dramatik cümle olmamasına rağmen insanın içi ağırlaşıyor. Özellikle toprağa konuştuğu kısımlar kitabın ruhunu taşıyor.
Aytmatov'un dili çok sade ama bu sadelik kitabı basitleştirmiyor. Tam tersine, anlatım süssüz olduğu için duygu daha gerçek geliyor. Köy hayatını, emeği, yoksulluğu ve insanların hayata tutunma çabasını çok doğal hissettirdi bana. Okurken bazı yerlerde kendi büyüklerinden hikye dinliyormuş gibi bir his oluşuyor.Benim için kitabın en etkileyici tarafı, acıyı bağırmadan anlatabilmesi oldu. Okuru zorla üzmeye çalışan bir anlatım yok. Ama kitap bittiğinde insanın içinde garip bir sessizlik bırakıyor.
Sadece şunu söyleyebilirim: Eğer hızlı ilerleyen, sürekli olay olan kitaplar seven biriyseniz bazı yerleri biraz durağan gelebilir. Çünkü bu kitap daha çok atmosferi ve duygusuyla yaşayan bir eser. Ama sabırla okunduğunda gerçekten dokunan kitaplardan biri.
Bence Toprak Ana sadece savaşla ilgili bir kitap değil. İnsanların kaybettikten sonra nasıl yaşamaya devam ettiğini anlatan çok insani bir hikaye. O yüzden aradan yıllar geçse bile eskimeyecek kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.