1890’lı yıllar…
İstanbul kahvehaneleri…
28 kısa hikaye…
Osmanlı’da kahvehane kültürü ile başlayan kitap, dönemin nabzını tutan, toplumu şekillendiren ve dönüştüren mekanlarla ilgili bilgi vermesiyle okuyucuya çok hoş bir başlangıç yapmış. İlk kahvehaneler Tahtakale‘de açılarak, kahve satılan/tüketilen bir mekan olmasının yanında sosyal bir zemine dönüşerek, zaman içerisinde sayılarının hızla arttığını görmekteyiz. Dolayısıyla Osmanlı insanının sohbet ettiği, gündelik yaşamın konuşulduğu bir yere evrilerek devam etmiştir. Devamında çalgılı kahveleri de görmek mümkün. Hatta bu yerlerde oyuncular da oyunlarına başlardı.
Kitap devamında Amerikalı dil bilimci ve teolog Cyrus Adler ve uzun yıllar İstanbul’da yaşamış arkadaşı Ramsay’den duyduğu kahvehane hikayelerini derlemek için yaptıkları ziyaretler sırasında, kahvehanelerde anlatılan hikayelerle, dönemin gündelik yaşamı ile ilgili fikir vermektedir. O dönemin insanının bakış açısını da okumak ilginç geliyor diğer yandan.
Okurken insan şunu da düşünmeden edemiyor, insana ait her duygu tarih ne olursa olsun değişmiyor. Hirslari, açgözlülüğü, kötülüğü isimler değişiyor ama yapılanlar hep aynı döngüde devam ediyor. Elbette bu sadece olumsuz duygular için geçerli değil.
Kısa hikayeleri, dönemin yaşam şekilleri ve bakış açılarını, İstanbul’u ve Osmanlı kültürünü sevenler için, kahve eşliğinde keyifle okunacağını düşünüyorum. İçindeki çizimler de çok hoşuma gitti.