Bıçağın Gölgesinde Değil, Teslimiyetin Işığında: Kurbanın Unutulan Hakikati
Bayram sabahları vardır… Gökyüzünün henüz tam uyanmadığı, minarelerden yükselen tekbirlerin şehri ince bir dua gibi sardığı o vakitler… Sokaklarda telaş dolaşır; avlularda ayak sesleri, ellerde ipler, gözlerde alışılmış bir bayram hazırlığı… Fakat bütün bu manzaranın içinde çoğu zaman görünmeyen bir hakikat sessizce bekler: Kurban, sanıldığı gibi yalnızca kesilen bir can değil; insanın kendi nefsini Rabbinin huzurunda eğmesidir.
Ne acıdır ki çağımız, kurbanın ruhunu unutup sadece görüntüsünü konuşur oldu. Kimi onu bir gelenek sandı, kimi bir et paylaşımı… Kimi gösterişe dönüştürdü ibadeti; kurbanın hikmetini değil, kilosunu hesap etti. Oysa kurbanın özü terazilerde değil, kalpte tartılır.
Çünkü kurban, Hz. İbrahim’in yüreğinde başlayan büyük teslimiyetin adıdır. Bir babanın, evladını değil; Rabbine olan bağlılığını ortaya koyduğu ilahi bir imtihan… Ve Hz. İsmail’in dudaklarında sabra dönüşen o sarsılmaz tevekkül… İşte kurban, bıçağın çeliğinde değil; baba ile oğul arasında göğe yükselen o sadakat nefesindedir.
İnsan çoğu zaman yanılır: Allah’ın kana ihtiyaç duyduğunu sanır. Hâlbuki gökleri direksiz yükselten Rab, ne ete muhtaçtır ne de kana… O’na ulaşan yalnızca insanın niyetidir; titreyen kalbi, samimi teslimiyeti ve içindeki arınma arzusu…
Bu yüzden kurban, bir hayvanın toprağa düşüşünden çok, insanın kibirden düşüşüdür. Bir lokmayı paylaşırken cimriliğin parçalanmasıdır. Bir yoksulun kapısını çalarken merhametin ete kemiğe bürünmesidir.
Bayram günü dağıtılan etler yalnızca sofraları doyurmaz aslında… Kimsesizliğe terk edilmiş gönülleri de doyurur. Unutulmuş insanların kalbine “Sen de bu ümmetin bir parçasısın” diye dokunur. Çünkü kurban, insanın insana uzattığı en sessiz kardeşlik duasıdır.
Ne var ki modern zamanların gürültüsü, bu ince hakikati bastırıyor artık. Fotoğraflar niyetlerin önüne geçiyor. Gösteriş, ihlasın üzerine gölge düşürüyor. Oysa gerçek kurban, başkalarının gördüğü yerde değil; Allah’ın bildiği yerde başlar.
Bir insan düşün… Elinde bıçak olduğu hâlde merhameti öğrenememiş… Kurban kestiği hâlde paylaşmayı hissedememiş… O kişi yalnızca bir can eksiltmiştir dünyadan.
Ama bir başkası vardır ki; Kurbanla birlikte içindeki hırsı kesmiş, Kibrini susturmuş, Dünyaya duyduğu aşırı bağlılığı Rabbinin huzurunda yere bırakmıştır… İşte o insanın kurbanı, göğe yükselen bir teslimiyet olur.
Belki de kurbanın en derin sırrı tam burada gizlidir: İnsan, Rabbine yaklaşmak için çıktığı yolda, en önce kendi vicdanına ulaşır.
Ve bayram sabahlarının gerçek tekbiri, minarelerden değil; Merhametle yumuşayan kalplerden yükselir.
Ömer Dilbaz