YABANCI
Bugün anne öldü. Belki de dün bilmiyorum. Bakımevinden bir telgraf aldım. “Anneniz öldü. Cenazesi yarın kaldırılacak”
Saygılar
Bundan pek bir şey anlaşılmıyor belki de dün ölmüştür. Patronumdan izin istedim bundan pek memnun olmadı. Asıl onun bana başsağlığı dilemesi gerekir. Şimdi anne ölmemiş gibi gömüldükten sonra ise tam tersine mesele kapanır ve her şey resmi bir hal alır.
Meursault yaşadığı dünyaya, çevreye insanlara en çok da kendine yabancılaşmış bir karakter. Ona göre hayat yaşama zahmetine bile değmeyen bir şey. İster erken ister geç herkesin bir gün bu dünyadan gideceğini düşünen geç olsa da erken olsa da onun için bir şey değişmediğini düşünen biriydi. İnsanı diğer canlılardan ayıran şey koşullara verdiği tepkiler ve duygularıdır. Hepimiz birbirimizden farklı doğar farklı yaşar ve farklı ölürüz. Meursault’u bizden ayıran nokta işte burasıydı. O herkesin bir gün hayatından çekip gideceğini kabullenmişti ve onlara karşı ekstra bir duygu beslemiyordu. Her eşya her nesne her insan bir gün gidecek yok olacak bu hayatın normali bu yüzden olsa da farketmez olmasa da farketmez diye düşünüyor. Belki de bu yüzden annesinin ölümünü bu kadar soğukkanlı ve ağlamadan karşılamıştı. Bu yüzden onu suçlayabilir miydik? Suçladık suçladılar. Meursault’un işlediği cinayetten çok bu topluma aykırı gibi gelen tepkisizliğinden suçladılar sorguladılar ve öldürmek istediler. Dünya kendi gibi olmayanı asla kabul etmek istemiyor bu mesajı bu kitapta çok net anlıyoruz. Hem kitaba devam etmek istiyoruz bir noktada ona hak veriyoruz hem de bu kadar kayıtsız ve tepkisiz olduğu için ona kızıyoruz. Hiç bir şeyi benimsemeyişini annesine bile annem değil de anne diye seslenişinden görebiliyoruz. Aslında umursamadığı şey annesi yada annesinin ölümü değildi hiçbir şeyi umursamıyordu yaşamını bile umursamıyordu vazgeçmişti. Bu kitapta bolca Camus’un kendi hayatına dair izler buluyoruz onu kırgınlıkları yaşamı okul hayatı duyguları ve hayata yabancılaşması…