Enes Ölçer, bir alıntı ekledi.
3 dk. · Kitabı okuyor

Türkler, ne zaman millî harsa (kültüre) kıymet vermeyerek ecnebi (yabancı) irfana kıymet vermişlerse ve kendi milletlerini beğenmeyip başka milletlerin mukallit (taklitçisi) ve perestişkârı (tapıcısı) olmuşlarsa, bir göç felaketine uğramışlardır.

Türk Töresi, Ziya Gökalp (Sayfa 107)Türk Töresi, Ziya Gökalp (Sayfa 107)

Bana göre Dublinliler, James Joyce'a giriş dersi niteliğinde bir kitap. Joyce bu kitabında hepsi Dublin'de geçen sıradan hikayeleri çok sade bir dille anlatmış. Aslında hikaye derlemelerini okumayı pek sevmem, çünkü tam karakterlerin, mekânların ve olayların içine girmişken hikaye bir anda bitiverir ve size tamamen yabancı yeni karakterler ve mekânlarla karşı karşıya kalırsınız. Ancak Dublinliler'de bu sorunla pek karşılaşmadım çünkü her hikaye bir sonraki hikayenin zeminini hazırlayacak şekilde Dublin ve Dublinliler hakkında pek çok ipucu barındırıyordu. Hikayelerin hemen hepsinde Dublin'de sıkışıp kalmış karakterlerin biryandan yaşadıkları hayatları sorgularken diğer yandan sorguladıkları hayatı hiçbir sorun yokmuş gibi yaşamaya devam etmeleri konu edilmiş. Aslında bu modern insanın neredeyse hergün yaşadığı bir ikilem. İşte bu gerçekçiliğin, Dublinliler'in başarısında önemli bir rol oynadığını düşünüyorum.

Ece Borak, bir alıntı ekledi.
40 dk. · Kitabı okuyor

Bu dünyanın itiş kakışı içinde bizi, sadece bizi ilgilendiren şeylerden başka hiçbir şey yazamıyorum nedense sana artık. Yabancı olan herşey yabancı. Haksızlık! Haksızlık! Fakat ben sayıklıyorum ve yüzüm kucağına gömülü.

Milena'ya Mektuplar, Franz KafkaMilena'ya Mektuplar, Franz Kafka
##Merve Aydın##, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

... yalnız olunca takılıp düştüğümde kendim ayağa kalkıyordum ve bu da güçlü hissetmemi sağlıyordu.

Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 375)Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 375)
##Merve Aydın##, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

Buzdan duvarlarım bir yandan yıkılırken ben de hemen ardından tuğlaları daha sağlam bir şekilde diziyordum.

Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 356)Yabancı, Öznur Yıldırım (Sayfa 356)
İsmail Altunbüker, Katilin Özrü'ü inceledi.
 2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Eleştirimi yapmadan önce bir kaç şey söylemek isterim. Bir çok kitap incelemesi okudum. Genelde insanlar, inceleme yaparken yabancı olsun, Türk olsun hep yazarları yalayıp yıkıyorlar. Kimileri Tribünlere oynuyor vesaire. Herkes istediğini yapmakta elbette özgür. Ama burada bir kitap inceleniyorsa, o kitabın iyi yönleri olduğu gibi, kötü yönleri de vardır. Ben genelde Yazarın kendisini tanıtmaktan hariç, akademik eleştiri yapan biriyim. Bu yüzden de eleştirilerim, yalakalık ve İçten yazarak tribünlere olmaz. Konunun doğrusu ve yanlışı neyse dürüst bir dille söylerim. Adil olmak isterim. Bu yüzden pek incelemelerim sevilmeyebilir. Amacım incelemelerimin beğenilmesi değil. Amacım kitap okuma uğurunda bu yola baş koymuş insanlara, kitap hakkında tüm gerçeği sunmaktır. Tecrübelerime dayanarak elimden geleni yapıyorum. Varsın kimse beğenmesin.

Şimdi gelelim Nurhan Işkın hanıma, Normalde ben okuduğum kitapların yazarlarını pek önemsemem. Benim önemsediğim tek şey yazdıkları eserlerdir. Fakat bura da ben, Nurhan Işkın hanımla bir dost, bir kardeş ilişkisi içerisinde olduğumuz için, Nurhan Işkın hanımın karakteri de benim için çok önemli oluyor. Kendisini tanıdığım bir yazarın ahlaklı, dürüst ve kendini beğenmemiş olmasını da isterim. Yardım sever, iyi bir insan olması da cabası. Analiz ettiğime göre Nurhan Işkın benim sevgili ablam, karakteri çok güzel, cana yakın ve sevecen biri. Ben den bu konuda tam not almıştır. Ayriyeten tevazu sahibidir. Kendini beğenmişlikten çok uzaktır. Yardım severdir de.

Size başımdan geçen bir olayı anlatayım; Fatma'nın Eli adlı kitabım da 10'a yakın sayfa eksikti. Benim sevgili Nurhan Işkın ablam, mesaj yolladım ona derdimi anlattım. Sağ olsun elindeki yazdığı kitabı bırakıp, bana yardımcı oldu. Sayfaların resmini çekip yolladı. Böyle güzel bir karakterde olan yazarları aramızda olduğunu bilmek güzel bir his.

Gelelim Katilin Özrü kitabımıza, konusuna girmeyeceğim ben. Konu zaten belli polisiye, psikolojik bir eser. Kısaca eleştirimi yapmak istiyorum. Polisiye yazmak gerçekten zor bir iş. Bir yazarın elinde önce bilgi birikimi olması lazım. Emsallerini bilmesi lazım. En önemlisi elinde bir konu, bu konuyu kurguya dökecek bir de yazma kabiliyeti ve zeka olması lazım. Bu kitapta da görüldüğü üzere hepsinden var. Gizem ön planda tutulmuş, gayet güzel. Okuyanın kitaba ilgisini artıran unsurlardan biri gizemdir. Polisiye romanların vazgeçilmezidir gizem. Eserde, kurgu olarak gayet güzel işlenmiş gizem ögeleri. İlk kitap olarak gayet başarılı buldum.

Bir polisiye de ikinci unsur, cinayet ve cinayetin nasıl işlendiğidir. Bu çalışmada bunu da gayet güzel kurguladığını görüyoruz. İçinde psikolojik şiddet unsurları ile de süslenmiş olması ve bunu okuyucuya iyi yansıtabilmiş. Böylece okuyucu işlenen olayı, kendi meselesiymiş gibi okuyup olaylar hakkında hüzünlenmesi de hayli bir artı getirmiş.

Burada baş karakter önemlidir, hele ki bir polisiye ise. Ben burada bir Agatha Christie'nin Miss Marple karakterini görmesem de. Onun kadar etkili, sağlam duruşlu bir karakter gördüğümü söyleye bilirim. Evet komiser Aylin bize bu kitapta, kadının sağlam duruşunu gösteriyor adeta. Her ne kadar gönül ilişkilerinde Hakan yer alsa da. İş sorumluluklarına gelince, iş ile ilişkilerini karıştırmadığını ve böylelikle kadının kimliğini ve becerisini de kitapta güzel bir şekilde okuyoruz.

Kitaptaki Bonus ise, biliyorsunuz ki Hakan ile Aylin'in duygusal ilişkileri. Yazarımız bu incelikten de kaçınmayarak, psikolojisi bu kadar ağır bir eserine, duygusallık ekleyerek okuyucunun aralarda rahat bir nefes almasını, sıcak bir tebessüm etmesi istemiş. Çokta iyi etmiş diyorum.

Benim görüşlerim bunlar. Nurhan Işkın ablamı canı gönülden tebrik ediyor, başarısının devamını diliyorum. Okuyan ve okuyacak olan herkese keyifli okumalar dilerim. En güzel, en tatlı kitaplar sizlerin olsun Türkiye ...

Onur, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi

Kahvenin Ortaya Çıkışı
Kahve’nin hikayesi Yemen’de başlıyor. Bir çoban her gün olduğu gibi yine keçilerini takmış peşine gütmeye götürüyor. Belli bir yerde hayvanlar yayılıyor. Ancak bir tanesi her defasında gözden kaybolup bir yerlere savuşuyor. Çoban merak içinde kaybolan keçiyi ararken bir yerlerden çıkıp geliveriyor. Tabii çobanı bir meraktır alıyor. Bu keçi diğerleri gibi otlamak yerine neden sürüden ayrılıyor ?

Bir gün keçiyi takip etmeye karar veriyor. Takip ediyor da, sürüden ayrılan keçi gözden uzak bir vadiye dalıyor be oradaki bir çalının üzerindeki top top meyveleri yemeye koyuluyor. Şaşırıyor çoban bu durum karşısında. Pek de dikkatini çekmeyen, ne olduğunu bilmediği bu çalının yanına geliyor,meyvelerini inceliyor hatta ağzına atıp tadına bakıyor. Ağzına almasıyla tükürmesi bir oluyor tabii ki. Acı mı acı tuhaf bir şey. Bunlardan birazını toplayıp yanında götürüyor. Keçinin bu kadar müptelası olduğu bu çalı meyvesini araştırmayı aklına koyuyor.

İşte böyle başlıyor kahvenin macerası Yemen’de. Yemenliler yıllarca bu meyveyi çözmeye çalışıyorlar. Sonunda kurutmayı akıl ediyorlar. Kahve meyvesi iyice olgunlaştığında kurutuluyor. Dış kabuğu aslında bizim için bir şey ifade etmiyor. Çünkü aslolan kahvenin çekirdeği o harika aroma, insanı baştan çıkaran kafein orada. Ama Yemenliler o son derece kıymetli çekirdeğe bakmıyorlar bile. Kabuğuna takılıp kalıyorlar. Kabuğu kaynatıp içiyorlar. Aynen çay gibi. Yüzlerce yıl geçti ve bu adetlerini hala bırakmış değiller. Dünyaya çekirdeklerini satıp kabuğunu içiyorlar. Bu çaya benzeyen içeceğe de kışır diyorlar.

O günlerde Yemen, Osmanlı ülkesi. Kısa sürede kahve meşhur oluyor kabuğu ile değil. Osmanlı yönetiminde insanlar bu çekirdeği inceleyerek, nihayetinde kavurmayı ardından da öğütülmüş kahve çekirdeği tozuyla kahve pişirilmeye başlanacaktır. Çekirdeğin kavrulması, çekilmesi, pişirilmesi, ve bu sırada ortaya çıkan mükemmel koku,tat, kıvam insanın aklını başından almaktadır. Osmanlı döneminde, Osmanlı insanının icadı olması dolayısıyla tüm dünyaya Türk Kahvesi olarak yayılacaktır. İşte günümüz kahvehaneleri, kafeleri ile ilgili nice ortamın temeli o günlerde bir keçinin tiryakiliği ve Osmanlı insanının maharetiyle atılır.

Osmanlı’nın Avrupa seferleri ve yabancı tüccarların Osmanlı insanıyla temasıyla kahve Batı’da yaygınlaşır. Özellikle ikinci Viyana bozgununda Avrupalılar Osmanlı ağırlıklarının çoğunu ele geçirirler. Bu ganimetlerin arasında çuvallar dolusu siyah toz bulunur. Barut mu, derler, bakarlar değil. Bir asker bunun deve yemi olabileceğini iddia eder. Neredeyse yüzlerce çuval kahveyi heder edeceklerdir. Derken aralarından biri akıl eder ve bunun ne olduğunu ve çok uygun bir fiyata hepsini satın alır. Kolschitzky adındaki bu Avusturyalı bugün birinci Viyana denen yerde, St. Stephen Katedrali’nin arkasında küçük bir dükkan açarak Osmanlı’da gördüğü kahvehanenin bir benzerini ilk kez Avrupa’da açar. Kısa sürede hem Viyanalılar hem de tüm Avrupa kahveyi tanıyacak ve Türk Kahvesi dünyaca meşhur olacaktır.

Türk kahvesinin yanında su vermek de yine Osmanlı zamanında alışıla gelmiş bir durumdur. Ev sahipleri gelen misafirlere kahve yapar yanında su götürürdü eğer konuk kahveyi içmeden suyu içerse aç olduğu zannedilir ve sofra hazırlanırdı.

Dünyaya Hükmeden Sultan 2, Talha Uğurluel (Sayfa 195 - Timaş Yayınları)Dünyaya Hükmeden Sultan 2, Talha Uğurluel (Sayfa 195 - Timaş Yayınları)
Volkan Türüdü, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Atatürk devrimleri Türkiye’de teokratik ortaçağ devlet geleneklerini silip süpürerek kadını, vicdanı ve tefekkürü hür kılmıştır. Ümmetçiliğin yerini milliyetçilik almıştır. Ziraat ve ticaret kaynakları Türklere mal edilmiştir. Milli endüstri doğmuştur. Milli bankalar kurulmuştur. Yabancı ve imtiyazlı şirketler millileştirilmiştir. Yazı ve dil değişerek, Türk kafası Arap kültürü köleliğinden sıyrılmıştır.
Bu devrimlerden her biri bir vatandaşı milli tarihin pek büyüklerinden biri kılmaya yeter.
Atatürk devrinin zaafları, Atatürk’ten sonraki demokrasiye geçiş devrinde belirmiştir. Başlıca zaaf, eğitim yolu ile devrimlerin ve yeni düzenin halk yığınlarına sindirilememiş olmasıdır. Atatürk devrine tek parti devri diyoruz: Bu bir karma parti idi. Disiplini devrimlerimize inanıştan doğmuyordu. Bilakis Atatürk devrinin zaafı, devrimci bir tek parti rejimi olmamasıdır.

Çankaya, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 580)Çankaya, Falih Rıfkı Atay (Sayfa 580)
HALİME ALTUĞ, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ben dimdikken; sanıyorum ki ışık hiç kesilmeyecek, topraktan bedenime akan su hiç tükenmeyecek, rüzgârın uğultusu kulaklarımda hep inleyecek! Ama ışık sönüyor, su tükeniyor ve rüzgâr sarsıyor. Ve tüm bunlar beni; yerini ve kendini bilmeyen bir başka toprağa fırlatıyor. Mahzun ve mağrur ayaklarımda eski toprağımdan kopuk çamurlarla, bir başka toprağa uzanıyorum. Yalnız ve bir başına, bükük ama dolu bir başak olarak. Ya da gagasında yalancı et parçalarıyla havalanmış bir kuş olarak. Nice timsah memnun etmiş bendeniz ufak kürdan kuşu ve nice buğdaylara gebe kalmış bendeniz ahmak başak, yabancı bir toprağa uzanırken kendime şunu fısıldıyorum: ‘’Beni hangi toprak kendine çekecek, hangi ölüm gövdemi tekrar diriltecek, hangi yağmur ayağıma kadar alçalmış çamurları silip süpürecek! Sonra bu fısıldamayı duymuş olacak ki, bıldırcın sûretinde üzerime yürüyen hayat, önce ölüm sonra yağmur sonra toprağa dönüp ve son yumurtasını yüzümde parçalayarak haykırıyor: ‘’Bilmiyoruz! Çünkü sen yeterince büyüdün! Anlıyor ve öğreniyorum ki gerçekten büyümüşüm, gerçekten uzağa yaklaşmışım.

Şey ve Tan, Mehmet Sabri GençŞey ve Tan, Mehmet Sabri Genç
Onur Özkan, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okumayı düşünüyor

ÜÇ DİL...
"En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernus
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun."

Bedri Rahmi Eyüboğlu - Kendi Sesinden Şiirler (kitap+cd), Bedri Rahmi EyüboğluBedri Rahmi Eyüboğlu - Kendi Sesinden Şiirler (kitap+cd), Bedri Rahmi Eyüboğlu