Hayatta Kalanlar, üç kardeşin yıllar sonra çocukluklarının geçtiği eve dönüşü üzerinden ilerliyor ama aslında anlatılan şey geçmişin insanın içinden hiçbir zaman tamamen çıkmaması.
Alex Schulman hikâyeyi düz bir kronolojiyle anlatmıyor; anılar, kırılmalar ve bastırılmış öfke parça parça açılıyor. Bu yüzden kitap ilerledikçe sadece karakterleri değil, onların çocukluklarını ve birbirlerine neden böyle davrandıklarını da anlamaya başlıyorsun.
Roman boyunca en çok hissedilen şey, bir aile içinde sevginin bazen ne kadar yaralayıcı olabileceği. Kardeşler arasındaki bağ çok güçlü ama aynı zamanda yıkıcı. Schulman bunu dramatikleştirmeden, oldukça sade bir dille anlatıyor; zaten kitabın etkisi de biraz buradan geliyor.
Bazı sahneler rahatsız edici derecede gerçek hissettiriyor. Özellikle çocukluk anılarının taşıdığı o sessiz korku ve huzursuzluk hissi uzun süre akılda kalıyor.
Kısa ama duygusal ağırlığı büyük bir roman.
Bazen insan en çok, geride bıraktığını sandığı şeylerin içinde kayboluyor.