Okumadan önce neden adı acaba Grapon kâğıtları demiştim. Grapon kâğıtları… herkesin çocukluğuna götüren o okul süsleri, rengarenk ama incecik kolayca yırtılan kağıtlar. Sevgili Didem Madak da bunu yapıyor aslında. Hayatın en kırılgan yerlerini rengarenk bir hüzünle anlatıyor. Onun şiirlerinde acı bile estetik bir zarafet taşıyor. Ama bu zarafet yapay değil içten gelen, insanı yormayan bir duygu hali.
Grapon Kâğıtları, hızlıca okunup bitirilecek bir kitap ama ama bazı sayfalarda durup uzun uzun düşünmek gerekiyor. Hatta bazı dizeleri tekrar tekrar okumadan geçemiyor insan. Çünkü Didem Madak’ın şiiri ilk okumada değil, insanın içine işledikçe büyüyor. Kitabı kapattığında geriye büyük cümleler değil; ince bir sızı, yarım kalmış bir özlem ve tuhaf bir sıcaklık kalıyor.
Belki de bu yüzden Grapon Kâğıtları insana iyi gelen bir hüzün taşıyor. İnsan okurken yalnız olmadığını hissediyor. Bir başkasının da aynı kırgınlıklardan geçtiğini, aynı boşlukları taşıdığını bilmek tuhaf bir teselli bırakıyor içinde.Şiirleri de tam da bunu yapıyor: Yarayı kapatmıyor ama insanın canını acıttığı yerde sessizce oturuyor.
Beni duygulandıran kalbime ve yarım kalan bazı hislerime dokunan bu kitabı okurken duygulanmamak elde değildi. Seni çok sevicem sanırım Didem Madak