Puan vermedi·160 syf.··
2026 13. kitabı
“Fante was my god.” Romanın önsözünde John Fante için Charles Bukowski bu sözleri söylüyor. Bukowski’nin alter egosu olan Henry Chinaski karakterinin edebi öncülü olarak görülebilecek Arturo Bandini’yi okudukça, bu hayranlığın sebebi de daha anlaşılır hale geliyor. Bandini de tıpkı Chinaski gibi yoksulluğun, yalnızlığın, başarısızlığın ve Los Angeles’ın kenarında yaşamanın içinden konuşan bir karakter. Fakat Chinaski’nin küfür, alkol ve umursamazlıkla örttüğü yara, Bandini’de çok daha genç, çok daha açık ve çok daha utanç yüklü bir biçimde karşımıza çıkıyor. Bu nedenle romanı okurken, özellikle son yıllarda sık sık karşımıza çıkan “incel” (involuntarily celibate) kavramı ister istemez akla geliyor. Elbette 1939 yılında yayımlanan bir romanda anlatılan Arturo Bandini karakterini, 21. yüzyılın internet alt kültürleri ve bugün incel kavramının etrafında oluşmuş amiyane tabirle kadın düşmanı bakışıyla açıklamak eksik kalır. Ama, hem de büyük bir ama, Bandini’nin kadınlar karşısındaki utancı, cinsel deneyimsizliğini bir erkeklik meselesi haline getirmesi ve arzulanma ihtiyacını kibirle, hatta kadınlara yönelttiği öfkeyle örtmeye çalışması, bu kavramla şaşırtıcı derecede güçlü bir bağ kuruyor bana göre. Bu bağı da en açık biçimde romanın merkezindeki Camilla ile olan ilişkisinde görüyorum. Bandini, Camilla’yı çılgınlar gibi arzuluyor, fakat ona duyduğu bu arzuyu olduğu gibi yaşayabilecek kadar kendisiyle barışık değil. Camilla tarafından beğenilmeyi, seçilmeyi kendi değerinin ve erkekliğinin kanıtı gibi görüyor. Bundan emin olamadığı her anda ise arzusu kolayca aşağılamaya, hakarete ve üstünlük kurma isteğine dönüşüyor. Üstelik mesele yalnızca kadın-erkek ilişkisi de değil. İtalyan asıllı Amerikalı kökeni ve yoksulluğu nedeniyle kendisini zaten aşağıda hisseden Bandini, bu ezilmişlik duygusunu kendisinden daha aşağıda gördüğü Meksika kökenli Camilla’yı aşağılayarak kapatmaya çalışıyor. Ayrıca roman boyunca sık sık Bandini’nin iç sesini dinliyoruz. Bandini, bu iç sesinde kendisini zengin, büyük bir yazar ve kadınların beğendiği bir erkek olarak hayal ediyor. Birçok genç erkeğe çok da yabancı olmayan bir biçimde, kadınlar tarafından hayranlık duyulan biri olarak görülmek istiyor. Bu iç ses ister istemez aklıma Ben Stiller’ın The Secret Life of Walter Mitty filmindeki Walter Mitty karakterini getirdi. Filmdeki Mitty de gerçek hayattaki sıradanlığını ve çekingenliğini, kendisini daha cesur, daha dikkat çekici ve sevdiği kadın tarafından beğenilen biri olarak hayal ederek aşmaya çalışıyordu. Üstelik filmin uyarlandığı James Thurber öyküsünün de romanla aynı yıl, 1939’da yayımlanmış olması bu benzerliği benim için daha da ilginç kılıyor. Tabii Bandini ile Mitty aynı karakter değil. Mitty hayallerinde sıradan hayatından kaçarken, Bandini kendisini olduğundan çok daha büyük, başarılı ve arzulanır bir adam olarak kuruyor. Hatta Camilla’yla gerçek bir ilişki kurmasına engel olan şeylerden biri de biraz bu hayalindeki Arturo Bandini oluyor. Kısacası Toza Sor, bugünün bakış açısıyla okunduğunda bana oldukça ilginç benzerlikler hissettiren bir roman oldu. John Fante’nin bu kitabını, Bukowski’nin Chinaski romanlarından birini bitirdikten hemen sonra ya da The Secret Life of Walter Mitty filmini yeni izlemişken keşfedebilmiş olmayı isterdim.  
Toza SorJohn Fante · Parantez Yayınları · 20245,9bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.