·520 syf.····Okunma: 30 Mayıs 2026 19:53 Martin Eden, bende çok güçlü etki bırakan bir roman oldu. Martin’in başta inanılmaz bir azimle, umutla ve çalışkanlıkla bir yerlere gelmeye çalışması çok etkileyiciydi. Aç kalması, reddedilmesi ama buna rağmen içindeki inancını kaybetmemesi insanda gerçekten büyük bir sempati oluşturuyor.
Martin bir noktada kırılma yaşıyor. Ama asıl kırılması başarısızlıkla değil, başarıyla oluyor. Burjuva sınıfını ve o dünyanın insanlarını çok fazla idealize ettiği için, gerçeklerle yüzleştiğinde büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor. Özellikle Ruth’u bir ideal gibi görmesi ama onun da aslında kalıpların içinde sıkışmış biri olduğunu fark etmesi bu kırılmayı daha da derinleştiriyor.
Roman ilerledikçe Martin’in ne kendi sınıfına ne de girmek istediği sınıfa ait olamadığını görüyoruz. Bu aidiyetsizlik hissi bence romanın en ağır tarafı. Bir yere ait olamamak ve iki dünya arasında sıkışmak onu içten içe boşluğa sürüklüyor.
Hikayenin başından beri hayal ettiği başarıya ulaşmak bile artık Martin'i mutlu etmeye yetmiyor,çünkü başarı bile anlamını yitirmiş oluyor onun için.
Hikâyenin başındaki iyi niyetli, umutlu ve çalışkan Martin’in zamanla nihilizmin içinde kaybolmasına şahit olmak, insanda derin bir üzüntü hissi bırakıyor.