Acemice yazılmış, yazarın deneyimine yakışmayan bir kitap.
Öncelikle en temel sorundan başlayalım. Kitap ilk yarıya kadar “Ben ne okuyorum?” diye sordurtuyor çünkü bir türlü konuya giremiyoruz. Kitabın ana türü polisiye olmasına rağmen ilk yarı polisiyeye dair en belirgin özellik, karakterlerden birinin sevgilisinin “dedektif” olması. Sayfalar boyunca kâh İlahi Komedya tartışılıyor kâh biri sevgilisiyle tartışıyor lakin bir türlü polisiye kısmına gelemiyoruz.
Diğer beni çok rahatsız eden mevzu ise kitap farklı karakterlerin ağzından yazılmış ama karakterler o kadar tekdüze yazılmış ki iki ayrı insan oldukları anlaşılmıyor. İkisinde de aynı durağan ton baskın. Yani iki karakterin iç sesi de donuk, kafası karışık ve takıntılı.
Kitapta bariz hatalar var. Karakter yaratmak ve ona meziyetler yüklemek kolaydır ama iş o yetenekleri kullandırma sırasına gelince yazarın asıl mahareti ortaya çıkar ki bence en çok bu noktada sınıfta kalıyor. Çünkü sözde fizik bilen karakteri (Ansel) fizik bilmiyor. Karakterin fizik bildiğini ve zeki olduğunu göstermek için çırpınıyor yazar. Ansel her dostuna bir fizik yasası söylüyor ama biz okuyucu olarak onun anlatış biçiminden Ansel’in gram fizik bilmediğini anlıyoruz çünkü söylediği HER fizik cümlesinde mutlaka bir yanlış var :D Belli ki ne yazar ne editör zahmet edip lisesli sayısal öğrencisiyle bile muhabbet etmediği için bu en temel fizik yanlışlarını gözden kaçırmış.
Karakterlerin beynime kan sıçramasına sebep olan bazı cahillikleri:
1- “Her etkiye karşı eşit ve zıt tepki vardır…”
Böyle bir şey yok. Bir şey hem eşit hem zıt olamaz. Bu yüzden o cümlenin doğrusu “eşit BÜYÜKLÜKTE, zıt tepki”dir. Oradaki büyüklük ifadesi süs olsun diye yok, diğer türlü evrende var olamayacak ve Newton’ınkiyle alakasız, kafasına göre bir kanun yaratmış oluyor yazar. Dediğim gibi, basit bir mantık. Eşit olan şey zıt olamaz. Kuvvetlerin büyüklükleri yani birimleri eşittir, yönleri ise zıt. Ki tüm bunları geçtim, cümle bir kere türkçede bile çalışmıyor, eşit ve zıt ne ya??
2- “Momentum korunumu, hareketli iki cismin çarpışması. Hiçbir etkileşimde toplam momentum değişmez. Çarpışmadan önceki toplam momentum çarpışmadan sonraki toplam momentuma eşittir.”
Hiçbir etkileşimde toplam momentum değişmez diye bir şey yok, bu net dış kuvvet sıfır olduğunda geçerlidir. Bir diğer mevzu ise momentum korunumu iki cismin çarpışmasına indirgenemez. İç patlamalar ve duran bir cisme çarpan hareketli cisim de momentumun konusudur. Son sınıf bir öğrencinin bu basic konuları bilmemesi tam bir fiyasko ve ne kadar tembel yazılmış olduğunun kanıtı.
3- “Termodinamik kanunları, sıfırıncı yasa. Eğer iki sistem birbiriyle etkileşim içindeyken aralarında ısı veya madde alışverişi olmuyorsa bu sistemler termodinamik dengededir. Evrensel uyumluluk evresinde A ile B tarafı ısı alışverişini tamamladığında artık aynı enerjidedir. Taraflardan biri üçüncü bir kişiyle benzer bir etkileşimde bulunursa teması olmayan diğer taraf da üçüncü kişi ile aynı ısı hafızasını taşır ve üçü de eşitlenir.”
“Seninle ikimiz bir karanlık alışverisi yaptık. Ve sonra Becca bu enerji alanına dahil oldu. Ona bunu yapan bizdik ve denge bozuldu.”
Bunu okurken diğer kızdığım hatalara haksızlık ettiğimi düşündüm çünkü bu maddede yazar bilinen fiziği baştan yazıyor. Bence bilmediğimiz konularda yazmamak için harika bir ibret.
İlk olarak sıfırıncı yasa iki sistem değil, üç sistem arasındaki ilişkiyi açıklayan bir yasadır. Bu tanımın doğrusu, A sistemi B sistemiyle, B sistemi C sistemiyle ayrı ayrı termal dengedeyse, A sistemi C sistemiyle de termal dengededir. Ayrıca fizikte evrensel uyumluluk ilkesi diye bir kavram da yoktur ya da biz fanilerin görmeyeceği antik lahitlerin içinde gizli bir bilgi falandır belki bilemiyorum :d
Başka bir konu ise, ısı alışverişi bittiğinde enerjiler değil sıcaklıklar eşitlenir. Bu hatayı liseli çocuk yapsa o işiteceği azarı düşünemiyorum çünkü iç enerji, kütleye ve madde cinsine bağlıdır. En basitinden bir bardak suyla bir tencere suyun sıcaklığı eşit olabilir ama kütlelerinden dolayı tenceredeki suyun enerjisi fazladır. Ya bir de ısı hafızası ne demek Allah aşkına, bu karakter madem kişisel ilişkilerini bile fizik bilgisiyle yorumlayacak kadar bu bilimle iç içe yaşıyor neden şöyle saçma sapan, herhangi bir gerçekliğe hitap etmeyen tanımlama kullanıyor???? Acaba yazarlar karakterlerini tanımıyor olabilir mi? Halbuki şu karakterleri karikatürize etmeyi bırakıp biraz gerçek hayata yerleştirmeye çalışsa tüm sorun çözülecek. Bir de Becca teşbihindeki gibi bu sözde karanlık alışverişine ortak olursa denge temenni bozulmaz, yeni denge oluşur.
4- “Entropi yasası bize kapalı bir sistemde
düzensizliğin daima arttığını gösterir.”
Her zaman artmaz ya sabit kalır ya artar yine eksik bir tanımlama. Ayrıca izole sistem demek uygun olandır çünkü sistemin dışarıyla hem enerji hem madde alışverişi yapamaması gerekir. Oysa kapalı sistemler enerji alışverişi yapabilir. Dediğim gibi dördüncü sınıf ve yerlere göklere sığdırılamayan zekaya sahip bir öğrenci bu hatayı yapamaz.
Velhasıl kelam, tiktok ve reelslarda kaydırırken görüp “Ne kıyak bilgi.” diye hafızamıza attıklarımızla kitap yazılmaya kalkılmayacağının büyük bir örneği. İnanılmaz amatörce hatalar. Üniversite dördüncü sınıf karakterin böyle cepte bilgilerde dahi hata yapması… Şahsen bana ben araştırma yapmadan yazdım diye bağırıyor.
Bir de bunlar yetmezmiş gibi bu formülleri ortaya atan ikiz dingillerin (Ansel ve Kylie’nin) zeki karakterler olduğuna inanmamızı bekliyorlar. Diğer karakterler bile bu karakterlerin zeki olduğunu iddia ediyor ama ne hikmetse okul BIRINCISI Kylie, momentumun tanımını yapamıyor.
Ya okulca bunlar İbrahim Tatlıses’in doğduğu mağarada eğitim görüyorlar ya da Kylie’nin babası diğer ögrencilere birinci olmasınlar diye para basıyor. Başka hiçbir açıklaması yok.
Gelelim Dylan karakterine. Hayatımda daha zorlama bir karakter okumadım. Yok şöyle iblismiş, böyle kötülüklerin tanrısıymış, birinin gözünden karanlığı anlarmış falan hayırdır abi sen karadenizin karanlık inlerinden çıkan ermiş falan mısın?? Hele Dylan çocukken Ansel’e şey demiş, “Bu bir anlaşma. İlahi güçlerin bile karşısında çaresiz kalacağı türden bir söz.” YA HANGİ ÇOCUK BÖYLE KONUŞUR KAHSAKSHAKD SEN FİLOZOF ATAKAN MISIN KANKA????? Young Sheldon senin kadar tribal enfeksiyon geçirmiyor konuşurken.
Yazarın icraat yoksunu ve lafta kötü karakterlere bir bağımlılığı var herhalde. Çünkü Dylan denen lavuk ne kötü ne akıllı. Ansel de Kylie de iblisi cehennemden çıkaracağım diye diye elemanı kasabaya getirdiler ve lavuk geldi, bir iki şey çözer gibi yapıp kaybolanlar arasına karıştı. Dylan yerine dünya starımız Ajdar olsaydı daha çok iş görürdü. En azından masonları oyalar Oliver’a göz dağı verirdi. Ne de olsa deli deliyi görünce çomağını saklarmış. Ayrıca genelde tıpçıların sosyal yetenekleri kötü olur, tavırlarından ve bize gözükemeyen parlak zekasından mütevellit ben Dylan’ın tıpçı olduğuna inanmıyorum. Kesin o yarım aklıyla tıpçıyım diye uydurmuştur ve çeyrek akıllı dostları afiyetle yemiştir.
Kitabın kurgulanış ve olayların çözülüş biçimindeki tembellik beni ayrı rahatsız etti. Güya Oliver o kadar becerikli bir adam ki kaçırdığı yollarda ve yolların devamındaki tüm kameraları hackleyebiliyor… Bu yüzden polisler onu yakalayamıyor… Bunu okuduğumda tek düşündüğüm yazarın başka bir alternatif bulamayıp kamera hacklenme muhabbetiyle vaftiz olma çabasıydı. Hani o kadar basit ki burun kıvırmadan edemiyor insan. 9 kişi için her seferinde kamera hacklemiş, anonymousu sen mi kurdun abi bu nasıl mümkün olabilir? Aklım almıyor ve mantıklı bir açıklaması da yok. Çünkü mucizevi bir şekilde tüm mobeseleri hacklese bile (ki mobese hacklemek için fiziksel olarak kabloyla kameraya bağlanması gerekir bu yüzden her türlü yakalanır) ordaki villaların, apartmanların, esnafların hepsinin mi kamerasını hackledin?? Neo bile matrixin peygamberi olmasına rağmen sistemi hacklemek için 3 film bekledi be abi. Biraz gerçekçi olalım.
Hadi bunu da geçtim, binanın tekinin üstünde lavuk günlerce helikopter bekletmiş, kasabanın polisi o sırada donut yemekle mi meşguldü acaba?
Kylie kaçırılmış, bilmediği bir odada bir başınayken ve kapının ızgarasının ardından gülüşme sesi gelirken aile sorunları ve kimsenin ona nasıl aferin kylie demediği hakkında düşünüyor… Hayatta kalma içgüdüsü ortalama kırk günlük bir bebekle aynı yani. Bu noktadan sonra sen istersen kitaptaki tanrılara yemin ettir “Kylie zeki” diye ama okuyucuyu ikna edemezsin.
Son olarak kitapta profesör “Sosyal çürüme”den bahsediyor. Evet bildiğimiz, yabancı bir profesör ne hikmetse Zeliha Bürtek’in lafını kullanıyor. Laf da laf olsa… Hiçbir akademisyen bu metaforik teşhisi kabul etmez çünkü uzlaşılmış akademik bir tanımı yok. Mesela mütedeyyin bir insan, toplumdaki dinsizleşmenin sosyal çürüme olduğunu, seküler bir insan muhafazakarlığın sosyal çürüme olduğunu, eğitimci eğitimsizliğin sosyal çürüme olduğunu, hayvan düşmanları hayvan sevgisinin sosyal çürüme olduğunu iddia ediyor. Oysa suyun yüz derecede kaynadığı gibi, sosyolojik terimlerin de bir kuralı olması gerekir. Öyle isteyen istediği tarafa bükemez. Bu yüzden şu sıralar halkımızın pek bir hayranlık duyduğu “sosyal çürüme” lafının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Böyle alelacele söz arasına toplumsal mesaj yerleştirmek isteyince ele yüze bulaşmış belliki. Halbuki yazarlar topluma papağan gibi halihazırda toplumun duyduğu şeyleri değil de o duyulanları farklı nasıl yorumlayabileceğini anlatmalıdır. Yoksa bu kitapta geçen alıntı zaten her sosyal medya platformunda herkesin karşısına çıkan, hepimizin haberdar olduğu şey. Madem duyduklarını tekrarlayacaktın neden bu kitabı yazdın?
Sözün özü doomscrolling yapılırken dinleyip duyulanlardan bir kitap yazılmaz, yazılırsa böyle olur ve eminim kimse kariyerinde böyle bir kitap kalsın istemez.