Gönderi

Dulluk ve zorlukları
8/10
·80 syf.··
2026 9. kitabı
Bu romanı çok beğendim. Sizlerin de beğeneceğini düşünüyorum.Tanzimattan beri kötü kadın tiplemesi edebiyatımızda var. Genelde gayri-müslüm kadınlardan oluşturulur zaten kötü kadın karakterler. Namık Kemal’in “İntibah”ı mesela. Nefret etmiştim. Amaç toplumu eğitmek olduğundan, iyiyi/kötüyü yazar, kendi bakışından kendi ahlakından yerleştirir, bariz taraf tutar. Ben de bunu hiç sevmem. Bana göre bu kötü bir edebiyattır. Ahmet Mithat’ın “Dolaptan Temaşa”sını da epey eleştirmiştim. Yine bir tanzimat eseri olan “Dolaptan Temaşa” incelememde bu topraklardaki namusun psikolojik yansıması adında bir bölüm paylaştım. Orada neden sadece kadınların bu psikolojik ve toplumsal baskıyı yaşadıklarını anlatmıştım. İşte o roman kötü bir roman örneğiydi. Bu romansa, “Siyah Gözler” ise aynı toplumsal baskıdan çıkmış iyi bir roman. Romandan önce “Cemil Süleyman’ı” kısa bir tanıyalım. 1886 İstanbul doğumlu. Babası Kaymakam. Dönem karışık bir dönem olduğundan babası bir sürgün, bir görev derken Beyrut - Halep - Sidon dolaşıyorlar ailecek. Ta ki Cemil Süleyman’ın Beyrut’ta TIP okumaya başladığı zamana kadar. O sene annesi kollarında vefat edip, babası da 2 ay bile olmadan akrabadan biriyle evlenince Cemil Süleyman’a Beyrut dar geliyo ve Tıp eğitimini İstanbul’a Mekteb-i Tıbbiye’ye aldırıyor. Edebiyatla ilgili olduğundan İstanbul’da Servet-i Fünun ile yolları kesişiyor. Edebiyat hayatı böyle başlıyor. Ama Cemil Süleyman için hekimlik ve vatani görevler her şeyden önemli hele ki veba salgını varken. Cidde, Karaman, Hicaz, 1.Dünya Savaşı, Yanya, Arabistan, Batum, Kurtuluş Savaşı Antalya, Cumhuriyetten sonra Çanakkale, Samsun. Buralarda hem hekimlik hem askerlik yapmış, Harp Madalyası, Demir Salip Nişanı kazanmış… velhasıl görmüş geçirmiş bir adam. Zaten işte bu doktor olmasından ve Servet-i Fünun dedik, Halid Ziya’dan etkilenmesinden sebeple romanlarında genelde hasta, vebalı karakterleri kullanmayı, karakterlerin psikolojik süreçlerini betimlemeyi seviyor. Siyah Gözler romanındaki Takıntıllı, histerik karakterimizi de gayet iyi aktarmış. Özellikle bu romanı yazdığı sırada 1911, İstanbul’da çok meşhur bir kişi, çok meşhur bir yazar haline geliyo aslında ama işte az önce anlattığım askerliği, hekimliği derken İstanbul’dan epey uzak kalıyor yıllar boyunca. Bu da zamanla unutulup gitmesine neden oluyor. Bugün bile adını bilen kişi sayısı çok azdır. Onu 120 yıl sonra bulup okumak bile çok kıymetli benim için. İstanbul’a ancak 1934’te 48 yaşındayken geri dönebilmiş. Edebiyatla değil ama denizyollarında çalışıyor, 3 yıl sonra bir gemide doktorluk yaparken kaza geçiriyor. Bir ayağı ampute ediliyor. Zaten ondan da 3 yıl sonra 1940’ta 54 yaşında iken vefat ediyor. Bu bölümden sonrası sürprizbozan içeriyor ama kitap sadece 65 sayfacık okunup gelinebilir Geçelim romanımıza; Siyah Gözler romanında Cemil Süleyman, genç yaşlarında başından kötü bir evlilik geçmiş, 10 yıldır dul olan 30’lu yaşlarında bir kadını anlatıyor. Bu kadın kendisinden 10 yaş küçük gencecik bir delikanlı ile tanışıyor. Delikanlı, kadına ilan-ı aşk ediyor ve günlerce uğraşarak onu ikna ediyor. Yaşının, dul olmasının sorun olmadığını, onu bu haliyle sevdiğini, asla bırakmayacağını söylüyor ama kadın korkuyor. Delikanlı’nın yalan söylemesinden korkuyor, onu terk etmesinden korkuyor. İnsanların ne diyeceklerinden korkuyor ve sonunda bu korkular ikisini de mahvediyor. Delikanlı diyorum, Kadınımız diyorum çünkü isimleri yok romanda. Bu bana kalırsa Cemil Süleyman’ın onları, karakter olarak değil de “dul bir kadın” ve “genç bir erkek” olarak toplumsal kimlikleriyle anlatmak istemesinden kaynaklanan güzel bir detay. Çünkü hizmetçinin, aşçının bile ismi var romanda, bunların yok. Roman neredeyse başından finale kadar kadın karakterimizin, içsel çatışmasıyla devam ediyor. Kadının dul olması, delikanlıdan yaşlı olması ile delikanlıya çok aşık olup onunla birlikte olmak istemesi büyük bir zihinsel çatışmaya dönüşüyor ve bilinci her kaydığında aşkı ve arzusu açığa çıkıyorken (rüyasında seviştikleri görüyor mesela), ahlakı, mantığı her devreye girdiğinde ayrılacağım, bitireceğim ilişkiyi şeklinde planlar yapıyor. Zaten bu freudyen çatışma bu dönem edebiyatında çok sık rastlanılan bir şey. Bir türlü karar verememesi yer yer sıkıyor bile okuyucuyu. Bu arada kadın romanda kendisinden bahsederken “ben yaşlı bir kadınım” diyor ama Cemil Süleyman, roman boyunca kadından bahsederken “Genç kadın” diyor. Bu yazarın, karakterine bakışını gösteren çok güzel bir detaydı. Şimdi, kadınımız ilişkiyi bir türlü bitiremediği gibi, bir de ormanda, daha sonra gizlice evine alarak, genç erkekle birliktelikler yaşayınca, kafasındaki çatışma, dulluk-bekarlık, gençlik-yaşlılık çatışması, yerini “evlenmek - ölmek” çatışmasına bırakıyor. Çünkü o bir dul kadındı. Onun ekstra namuslu, ekstra edepli olması giyinmesi lazımdı. Yani neredeyse toplumdan kaybolması gerekiyordu aslında. Genç erkekle tanışmadan önce nasıldı mesela? Yazar dul olduktan sonraki düzenini vermişti bize. Hiçbir arkadaşı yoktu. Hiçbir uğraşı yoktu. Evde aşçısıyla, hizmetçisiyle oturur, çok nadir parka çıkar, akşam olmadan eve gelirdi. Laf, söz olmasın diye sağla solla çok konuşmazdı. 10 yıl boyunca da böyle yapmıştı. Ama aynı kurallar eski kocası için geçerli değildi tabii. Beykoz çayırında ona buna mektup verip buluşma teklif eden diğer erkekler için de geçerli değil bu kurallar. Genç erkek, “gece evine gelirim.” cümlesini ne kadar rahat söylüyordu. Kadınsa ne kadar büyük korku yaşıyordu biri görürse ne yaparım diye. Yani bu roman, öyle söylendiği gibi bi kıskançlık krizi, bi paranoya bozukluğu romanı değil. Bu roman bi “cinsiyet” romanı. Çok güçlü sahneler vardı, gizlice mektuplaşmaları, arabada yolculuk ederken konuşmaları, ormanda birlikte olmaları, geceleri gizlice evde buluşmaları, bu sahneler dönemler üstü yani 120 yıl sonra bile hala milyonlarca kadın benzer sahnelerle aynı çatışmaları, aynı baskıları yaşıyor. Kadının çatışması, “evlenmek - ölmek” çatışmasına döndü demiştim ya. Çünkü eğer, genç erkeğin aşkı yalandıysa ve birlikte olduktan sonra kadını terk ederse veya ona ihanet ederse geriye “kirlenmiş namusu” temizleyecek bir tek ölüm kalıyor. “Gençlik - yaşlılık” - “dulluk - bekarlık” çatışmasının üstünden gelebilirdi belki ama bunlara eklenen “namus” çatışması genç kadının psikolojisine vurulan son darbe oluyor. Çünkü kadın tam da o andan itibaren paranoya yaşamaya başlıyor. Şimdiiii, kitabı okuduysanız, siz nasıl gördünüz bilmiyorum. Mutlaka yorumlara yazarsınız. Okuyan bir çok kişinin genç erkeğin, kadını aldattığını düşündüğünü gördüm. Ben kesinlikle öyle düşünmüyorum bu arada. Birkaç şüphe var evet ama bu şüpheleri kadından dinliyoruz. Başka bir kadınla vapurda görüyor, mektup gibi bir kağıt verdiğini görüyor falan. Ancak bunlar erkeğin aldattığını göstermez çünkü Cemil Süleyman, erkek aldatıyor da böyle oluyor şeklinde düşünmermizi isteseydi bu aldatmaları net bir şekilde verirdi. 1.’si genç erkeğin aşkı asla durup dururken azalmıyor. Elbette ilk günkü gibi değil aşkı, ilgisi ama kimin ilişkisi ilk günkü gibi kalıyor? Kaç kez birlikte oldular, aylar geçti, alışma diye bir şey var sonuçta. Ayrıca genç erkek her zaman sevdiğini söyledi, hiç bırakmadı kadını. Son sahnede bile kucağında yatarken aşkından bahsediyordu. Kadının ters tavırları, sürekli kıskançlığı, yemeden içmeden kesilip aşırı zayıflaması, hastalıklı görünmesi başka birinin aşkını çoktan azaltacak şeyler olmasına rağmen genç erkek hep sevdiğini söyledi. Bu yüzden, ihanet vardı da kadın böyle oldu yorumunu kabul etmiyorum. Kadın ihanet yüzünden böyle olmadı, kadın kıskançlık belası yüzünden böyle olmadı. Toplum, 30 küsür yaşında dul bir kadının, 20 yaşında genç bekar bir erkekle birlikte olmasına müsaade edemezdi, işte o yüzden kadın böyle oldu. Kadının genci boğarak öldürmesi bile birlikte olmalarından daha kabul edilebilir bir davranıştı. O yüzden böyle oldu. Zaten finalde yazarın betimlediği, cinayetten sonra kadında oluşan rahatlama anı,, tüm o çatışmaların, tüm o korkuların son bulduğunun iyi bir göstergesiydi. Taa ki, genç erkeğin “Siyah Gözler”indeki ışığın söndüğünü görene kadar.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,037 okunma
·
70 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.