Her kitabın bir mevsimi, her yarım kalmış hikayenin de ruhumuza dokunmak için doğru bir zamanı vardır. Bugün sayfalarını çevirirken kalbimi sızlatan, beni adeta kendi içsel labirentlerimde bir yolculuğa çıkaran çok özel bir eserle geldim.
Bu hikayede daha en başında Birben'in çocukluk düşleriyle vuruyor bizi,o parmak uçlarında özgürce süzülmek isteyen, balerin olma hayalleri kuran küçük bir kız çocuğu... Ancak ne yazık ki bu naif hayal, en sığınacağı liman olması gereken annesi tarafından sertçe engelleniyor. Kanatları daha büyümeden kırılan bir kadının, geçmişin bu ağır gölgesiyle büyüme hikayesi beni daha ilk sayfalardan itibaren içine çekti.
Kitap, çocuklukta alınan o ilk derin yaraların bir ömre nasıl yön verdiğini, unutmakla hatırlamak arasında sıkışıp kalmış Birben'in sarsıcı mücadelesiyle gözler önüne seriyor. Yazarın psikolojik tahlilleri o kadar güçlü ve akıcı ki, Birben’in zihnindeki o puslu sokaklarda yürürken, annesinin engeliyle yarım kalan o küçük balerinin feryadını her satırda hissediyorsunuz. "Unutmanın kıyısı" aslında hepimizin zaman zaman uğradığı, geçmişin yüklerinden ve hayal kırıklıklarından sıyrılmaya çalışırken kendi gerçeğini aradığı o hassas çizgiyi temsil ediyor. Karakterin içsel hesaplaşmaları ve kalbe dokunan yüzleşme anları, okuma keyfini bambaşka bir boyuta taşımış.
Uzun süre hafızamdan silinmeyecek, her sayfasında çocukluk düşlerinin kutsallığını yeniden hatırlatan, sarsıcı ve bir o kadar da umut dolu bir okuma süreciydi. Eğer derinlikli karakter analizlerini, gizemini ve duygusunu son ana kadar koruyan, bittiğinde bile sizi derin düşüncelerle baş başa bırakan güçlü hikayeleri seviyorsanız, bu kitaba mutlaka kitaplığınızda yer açmalısınız.
Sizce çocukken yarım kalan hayallerimiz mi bizi biz yapar, yoksa o hayalleri yıkanlarla verdiğimiz mücadele mi? Octopus Book Cafe