Her kitabın bir mevsimi, her yarım kalmış hikayenin de ruhumuza dokunmak için doğru bir zamanı vardır. Bugün sayfalarını çevirirken kalbimi sızlatan, beni adeta kendi içsel labirentlerimde bir
Kutuplaşmış ve çeteleşmiş ülkede,herkesin yerinin,grubunun,ideolojisinin belli olmasını istenir.Hiç kimse bir birinin üstüne kafa yormaz,onu anlamaya çalışmaz,bağımsız kafaya tahammül etmez.
Kurtuluş Savaşı'nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi'ni, savaşın insan ve irade boyutuna odaklanan Yazar, hem askeri bir disiplinle strateji, gözlem, mühimmat hem de yüksek bir epik dille "cehennemin buz kesmesi metaforu" ile savaşı çok boyutlu bir şekilde ele alarak
27 Eylül 1921'deki "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır" emri etrafında şekillenen savaşın zorluklarını ve inançla kazanılan zaferini ele alırken,Sakarya Meydan Muharebesi'nin sadece sayılar ve tarihlerden ibaret olmadığını,her kararın ardındaki o ağır sorumluluğu okuruna öyle güzel hissettiriyor ki okurken insanı o günlerin tozuna, barut kokusuna götürüyor.
Sakarya'nın sadece bir savunma savaşı değil ,bir milletin varlık yokluk mücadelesindeki o inanılmaz direnç eşiğinin gücüne hayran olurken aynı zamanda gurur duyuyorsunuz.
Her sayfasında tarih kadar duygu da taşıyan Pamukoğlu'nun güçlü anlatımıyla her kitaplıkta bulunması gereken başucu kitaplarından...
Bazı savaşlar sadece cephede değil, insanların içinde de kazanılıyor. Bu kitap tam olarak o ruhu hissettiriyor.
Tarihimizin bu en karanlık ve en şanlı sayfalarını Mustafa Kemal ve askerlerinin yunanlılara karşı direnişini,zaferini unutturmamak dileğiyle.Ruhları Şad olsun.