"BİRBEN"
"Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır. Bir sahil kasabasında, sessizce huzur içinde yaşamak istiyordu. Bu mümkün olmadı. Hayatının geri kalanını huzurevinde, her şeyi zamanla unutarak yaşadı..."
Hayatını hep kendi ayakları üzerinde kurmuş, kimseye yük olmamaya çalışmış bir kadın… Sevmiş, susmuş, vazgeçmiş… Ama hiç dağılmamış.
Şimdi ise en zoruyla karşı karşıya: unutmakla.
İnsan en çok neyi kaybetmekten korkar? Sevdiklerini mi, kendini mi, yoksa hatıralarını mı?
Unutmadan önce hatırlamaya çalışan bir kadının iç döküşü bu kitap. Eksik kalmış hayaller, ertelenmiş sözler, içe atılmış duygular… Satır aralarında kaybolurken fark ediyoruz: Bu sadece bir kadının hikâyesi değil, sessizce direnen herkesin hikâyesi.
Hayallerimiz zamanla unutulur, evet. Ama bilinçaltımızın bir köşesinde öyle bir lüksleri vardır ki: yıllar sonra, en ummadığımız anda yeniden karşımıza dikiliverirler.
Birben, daha küçük bir çocukken babasıyla izlediği Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesiyle tanışır. Beyaz bir tül etek, ışık içinde süzülen bir beden… "Ben de balerin olacağım" der. Ama muhafazakâr annesi izin vermez. Tutkusu daha yeşermeden ellerinden alınır. Yüreğine düşen o ateş, sönmeyi değil, başka bir bedende vücut bulmayı bekleyecektir. Farklı dünyalara ait bir anne ve babanın kızı olarak büyümek zaten kolay değildir. Birben için zorluklar daha çocukken başlar. Yirmi iki yaşında, tanımadığı bir adamla görücü usulü evlendirilir. Meğer kocası alkoliktir. Şiddet, eziyet, çaresizlik… İşte tam bu noktada Birben, hayatında ilk kez kendi kararını verir: boşanır. Oğlunu alır ve yepyeni bir hayata adım atar. Kendi yapamadığı balerinliği, oğlunun balet olarak dünyaca ünlenmesiyle izler. Gururla, sessizce, içi titreyerek… Çünkü bazı hayaller bizim bedenimizde yeşermese de evlatlarımızda açan