Bazen bir kitabın sadece kapağına bakar ve "Bu hikaye beni çok başka bir yere götürecek, biliyorum" dersiniz ya, işte tam olarak öyle bir hisle başladım kitaba. Hayatın getirdiği tüm fırtınaların ortasında, hiç beklenmedik iki yol arkadaşıyla hem de metrelerce uzunlukta iki zürafayla kıtalararası bir yolculuğa çıkma fikri bile daha ilk sayfadan sizi içine alıyor. Gerçek olaylardan ilham alınması ise okurun merak duygusunu iyice ikiye katlıyor.
Hikayenin içine girdikçe, kendinizi 1938 yılının Amerika’sında, büyük bir ekonomik buhranın ve doğa felaketlerinin ortasında buluyorsunuz.
Karakterimiz Woodrow Wilson Nickel’ın, kasırgadan sağ kurtulan bu iki muazzam hayvanı New York’tan San Diego’daki bir hayvanat bahçesine götürme çabasını adeta nefesimi tutarak okudum.
Kitap sadece bir "yol hikayesi" değil; yol boyunca karşılaşılan iyi ve kötü insanlar, dönemin ruhu, o tozlu yollar ve en önemlisi de insanla hayvan arasında kurulan o sessiz ama sarsılmaz bağ o kadar naif işlenmiş ki... Her kilometrede zürafaların o sakin, bilge duruşuna ben de bağlandım. Yazarın dili o kadar samimi ve canlı ki, direksiyon başındaki o heyecanı, rüzgarı ve yolu bizzat hissettiriyor.
Son sayfayı kapattığımda, içimde hem buruk bir vedanın hüznü hem de sıcacık bir umut duygusu vardı. Bu kitap bana, bazen hayatın bizi savurduğu en çıkmaz yolların bile aslında ruhumuzu iyileştirecek maceralara açılan bir kapı olabileceğini hatırlattı. Eğer siz de sayfaların arasında kaybolup, gerçek anlamda bir yolculuğa çıkmak, sevginin ve sadakatin gücünü derinden hissetmek istiyorsanız bu sıcacık hikayeye kesinlikle bir şans verin.
Kitaplar ışığınız olsun The Kitap Yayınları