Gönderi

Puan vermedi·272 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 12:46
Georgi Gospodinov’un Hüznün Fiziği‘ni okumaya başladığında bir romanda ne aradığını bildiğini sanırsın; bitirdiğinde ise bunun hiç de öyle olmadığını anlarsın. Kitap, seni bir yerden bir yere götürmez — zaten öyle bir iddiası da yoktur. Anlatıcısı, başkalarının zihinlerine sızarak onların geçmişlerini içinden yaşayabilen bir öykü avcısıdır; ama bu sıradışı yetenek, romanı fantastik bir kurguya değil, tam tersine tuhaf bir yakınlık duygusuna taşır. Gospodinov’un sayfaları boyunca hissedilen şey, uzak bir ülkenin uzak bir tarihine değil, insan olmanın evrensel sancısına ait bir hüzündür. Romanın yapısı labirent olarak tanımlanır ve bu isim hak edilmiştir — ama bu labirentte kaybolmak korkutucu değil, neredeyse rahatlatıcıdır. Yazar, 20. yüzyılın başlarından soğuk savaş Bulgaristan’ına, dedesinin anılarından Minotoros mitine uzanan geniş bir coğrafyada gezinirken cümlelerini asla şişirmez. Aksine, en ağır şeyleri en hafif dokunuşlarla söyler; ve bu, okuru hem daha derinden yaralayan hem de daha kalıcı biçimde sarsan bir üsluptur. Kapaktaki Picasso’nun boğası tesadüf değildir: Minotor bu romanda bir canavar değil, labirentin kendisi kadar mahkûm, hatta belki ondan da masum bir varlık olarak belirir. Gospodinov tarihe kızgın değildir, yalnızca hüzünlüdür — ve bu hüznün fiziğini, yani ağırlığını, yoğunluğunu, maddiliğini tam da adı kadar hassas bir kesinlikle kâğıda döker. Kitabı kapattıktan sonra içinde bir şeylerin yerinden oynamış olduğunu fark edersin; tam olarak neyin yerinden oynadığını ise bir süre düşünmen gerekir.
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,469 okunma
·
11 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.