Orhan Pamuk'un eserlerini genel olarak merak ederek okuyan biri olsam da, Veba Geceleri benim için beklentilerimi tam anlamıyla karşılayamayan kitaplardan biri oldu. Kitaba başlarken hem salgın temasının hem de tarihî atmosferin güçlü bir şekilde işleneceğini düşünmüştüm. Özellikle adından dolayı, vebanın insanlar üzerindeki etkisini, korkuyu, çaresizliği ve salgının yarattığı karanlık atmosferi daha yoğun hissedeceğimi sanıyordum. Ancak okudukça karşılaştığım şey daha farklı bir anlatı oldu.
Kitabın en büyük sorunu benim için hikâyeden çok tarih anlatmaya odaklanmasıydı. Elbette tarihî romanlarda dönemin koşullarını, siyasi yapısını ve toplumsal olaylarını öğrenmek güzeldir. Fakat burada zaman zaman roman okuduğumu unuttum. Sayfalar boyunca süren bilgi aktarımları, karakterlerin ve olayların önüne geçti. Bir noktadan sonra hikâyenin nasıl ilerleyeceğini değil, sıradaki tarih dersinin ne olacağını bekler hâle geldim.
Oysa başlangıç oldukça ilgi çekiciydi. Adada ortaya çıkan salgın, Bonkowski Paşa'nın ölümü ve bunun etrafında şekillenecek gizem beni heyecanlandırmıştı. Ancak ilerleyen bölümlerde cinayet meselesi de salgın atmosferi de geri planda kaldı. Sürekli başka konulara geçilmesi nedeniyle merak duygum canlı kalamadı. Bir romanın beni en çok etkileyen yönlerinden biri karakterlerle bağ kurabilmek ve olayların içine girebilmektir. Bu kitapta ise kendimi çoğu zaman dışarıdan bir tarih anlatısını dinliyormuş gibi hissettim.
Karakterler konusunda da benzer bir durum yaşadım. Kitap boyunca çok fazla isim, siyasi figür ve tarihsel ayrıntı karşımıza çıkıyor. Ancak bunların çoğu bende güçlü bir iz bırakmadı. Karakterlerin duygularını, korkularını ve yaşadıkları dönüşümleri görmek isterken daha çok olayların tarihsel boyutuyla karşılaştım. Bu yüzden karakterlerle aramda beklediğim bağı kuramadım.
Bir diğer konu da yazarın vermek istediği mesajların fazlasıyla görünür olmasıydı. Romanlarda toplumsal ve siyasi eleştiriler elbette olabilir, hatta çoğu zaman eseri zenginleştirir. Ancak burada bazı bölümlerde hikâyenin doğal akışından çok, verilmek istenen düşüncelerin ön plana çıktığını hissettim. Bu da beni zaman zaman anlatıdan uzaklaştırdı.
Kitabın dili ve anlatımı ise Orhan Pamuk'un alışıldık üslubunu taşıyor. Betimlemeler güçlü, tarihî atmosfer detaylı kurulmuş. Minger Adası'nın oluşturulma biçimi gerçekten emek verilmiş bir dünyanın varlığını hissettiriyor. Ancak benim için teknik başarı tek başına yeterli olmadı. Çünkü ne salgının yarattığı korkuyu tam anlamıyla hissedebildim ne de anlatılan olayların içinde kaybolabildim.
Belki tarihî romanları çok seven okurlar bu kitaptan daha fazla keyif alabilirler. Ancak ben salgın temasının, gizemin ve karakter hikâyelerinin daha baskın olmasını bekliyordum. Bu nedenle kitap boyunca ilgim sık sık dağıldı ve bazı bölümlerde ilerlemekte zorlandım.
Sonuç olarak Veba Geceleri, büyük bir emekle hazırlanmış, araştırma yönü güçlü bir eser olsa da benim okuma beklentilerimle çok örtüşmedi. Tarihsel ayrıntılar hikâyenin önüne geçtiği için romana tam olarak bağlanamadım. Salgın ve gizem unsurları daha etkili işlenseydi çok daha sevdiğim bir kitap olabilirdi. Maalesef benim için etkileyici bir roman deneyiminden çok, zaman zaman ağırlaşan ve odağını kaybeden bir okuma oldu. Bu yüzden beklentimin altında kalan kitaplar arasında yerini aldı.