Selamm. Salahaddin Enis'i bu on üç hikayesinden oluşan Bataklık Çiçeği ile tanıdım. Arka kapak yazısında edebiyatçı dostu bu yazar için en gözlemci ve çözümleyici hikâye yazarı demiş. Kesinlikle katılıyorum.
Bu kitap gerek dili ile olsun gerekse anlatıldığı konular ile olsun gerçekten çok sevdirdi. Anlattığı hikayelerin içindeki durumları, karakterleri bu kadar net ve gerçekçi anlatmasını çok sevdim. Alt sınıftan bir insanı okurken onun gibi hissetmek, ya da tıp fakültesindeki ceset odasındaki o ürpertiyi yaşamak, kocası askere gitmiş bir kadının kışın kapısının önündeki kurtlardan onun gibi korkmak, bir hayat kadınına aşık olmak ve daha nice olayların içine girmek işten bile değildi. Her bir hikaye vermek istediği duyguyu çok güzel verdi. Özellikle Kurtlar hikayesini okurken o tramvayı yaşadım diyebilirim. Kitaba adını veren Bataklık çiçeği, Bir Kadının Son Mektubu, İsyan dönüp tekrar okumayı isteyeceğim hikâyelerden oldu. Anlatılanlar sıradan konular olsa da yazarın dilinin başarısı hepsine sirayet etmişti. Nefis bir öykü kitabı diyecektim taaa ki son öykü Hufre'yi okuyana kadar. Bu öykü yine dil bakımından çok başarılı, fakat yazarın verdiği mesaj, değindiği konu hiç hoş değildi. Erkeklerin kadınları neden sevdiğinden, kadınların bedeni üzerinden yargılanmasından bahsediyordu. Kadınları cinsel bir obje olarak değerlendirmesini ve özünde hepsinin kötülükle dolu olduğunu söylemesini anlamlandıramadım. Garipti.
Son öyküde yazara sinir olsam da hakkını yiyemem diğer öyküleri çok güzeldi. Yine de tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.