Mahcubiyet ve Haysiyet, potansiyelini gerçekleştirememiş bir insanın, modern dünyada giderek derinleşen yabancılaşmasının hikâyesi.
Elias Rukla, Norveç’te bir edebiyat öğretmenidir. Her yıl aynı eserleri, aynı sırayla anlatarak toplumun ona verdiği görevi yerine getirir. Oysa zihninde çok daha canlı ve tutkulu bir dünya vardır. Bir öğrencisinin ona “Sizin edebiyattaki favori dörtlünüz nedir?” diye sormasını bile heyecanla hayal eder.
Bir gün, derste Ibsen’in Yaban Ördeği eserini işlerken artık kendini kandıramayacağını fark eder. Yağmur altında açılmayan şemsiyesini öfkeyle yere vurduğu an, yalnızca şemsiyeyi değil; yıllardır hakikat sandığı tüm yanılsamaları da parçalar. Evliliğini, öğretmenliğini, seçimlerini ve yaşadığı hayatı yeniden sorgulamaya başlar.
Roman boyunca Elias’ın geçmişine döner, aslında tam anlamıyla seçmediği bir hayatın içinde nasıl sürüklendiğini görürüz. Yaşama karşı mahcup, insanlara karşı ise haysiyetini korumaya çalışan bir adamın sessiz çöküşüne tanıklık ederiz.
Eva’nın yaşlandıkça güzelliğinin yükünden kurtulup özgürleşmesi ise romanın en zarif ayrıntılarından biridir.
Mahcubiyet ve Haysiyet, hayatını nasıl anlamlandıracağını bilemeyen, çağının dışında kalmış hisseden sıradan bir insanın son derece insani ve etkileyici hikâyesidir.