·335 syf.····Okunma: 07 Haziran 2026 06:21 İlber Ortaylı’nın bu devasa eseri, lise sıralarından beri zihnimize kazınan klasik tarih ezberlerini bozan, koca bir imparatorluğun masaya yatırılıp sosyolojik, iktisadi ve kurumsal anatomisinin çıkarıldığı soğukkanlı bir otopsi raporudur.
Peşinen belirtmek gerekir ki; bu eser bir edebi kurgu yahut sıfırdan tarih öğrenmek isteyenler için yazılmış popüler bir giriş kitabı değildir. Kitabın dili ve kurgusu, okurun asgari düzeyde bir Osmanlı tarihi iskeletine sahip olduğunu varsayar. Tarihsel olayları kronolojik bir sırayla alt alta dizmek yerine; eğitim, bürokrasi, Balkan ulusçuluğu gibi tematik başlıklar üzerinden ilerler. Kimileri için "dağınık" gelebilecek bu durum, aslında olayların sadece ne zaman olduğunu değil, neden ve nasıl olduğunu anlamak isteyen analitik zihinler için kitabın asıl gücünü oluşturur.
Eser, Tanzimat döneminin "görkemle açılıp rezaletle kapanan" bir süreç değil, kelimenin tam anlamıyla bir trajedi olduğunu yüzümüze vurur. Midhat Paşa, Âli Paşa ve Ahmed Vefik Paşa gibi devlet adamlarının, çöken devleti ayakta tutmak için muhafazakâr dirence ve cehalete karşı verdikleri insanüstü mücadele, muazzam bir aydın çilesidir. Fransız İhtilali'nin milliyetçilik rüzgârlarına karşı icat edilen "Osmanlılık" mefkuresinin ölü doğmuş bir hayal olduğunu, herkes kendi devletini kurarken bu ulusçu düşünceyle en geç tanışan ve enkazı sırtlanan asli unsurun Türkler olduğunu Hoca'nın o nesnel ve keskin kaleminden okumak ziyadesiyle ufuk açıcıdır.
Yakın zamanda ebediyete uğurladığımız büyük çınar İlber Hoca'yı rahmetle anıyorum. İmparatorluğun asıl çöküş marazlarını, değişen kurumları ve o ağır devlet aklını kavramak isteyen herkesin omuzlaması gereken eşsiz bir rehber.