Ben Şarkısı Beyaz’ı okurken kendimi 80’lerin o karışık, puslu günlerinde buldum. Sokaklarda sloganlar, evlerde fısıltıyla konuşulan yasaklı kitaplar, kütüphanelerde ise sessiz bir başkaldırı… Odabaşı bu romanında sadece bir aşkı değil, bir dönemin ruhunu anlatmış. Tozlu rafların arasında gizlice okunan satırlar, masa lambalarının altında sabaha kadar süren okumalar… Hepsi bana o yılların gençliğini, umutlarını ve kırgınlıklarını hatırlattı. Nevin karakteri ise bu beyaz şarkının içinde bir iz bırakıyor. Onun bakışlarında hem bir kadının hem de bir çağın yorgunluğu var. Cemal Süreya’nın yayımlanmamış bir sınırına dokunur gibi: saf, kırılgan ama derin. Nevin’in varlığı bana hep şunu düşündürdü: bazen bir insanın sessizliği bile bir şarkının nakaratı kadar kalıcı olabiliyor.
Bu kitap bana dolaylı bir armağan olarak geldi. Birinin sessiz hediyesi… O yüzden okurken sadece Odabaşı’nın cümlelerini değil, aynı zamanda o kişinin dokunuşunu da hissettim. Bu da romanı benim için daha özel, daha kişisel kıldı. Odabaşı’nın dili hiç süslenmeden, doğrudan kalbe dokunan bir dil… Nevin’in sessizliği, kütüphanedeki gençlerin merakı, 80’lerin karışıklığı… Hepsi yalın ama derin bir şekilde anlatılıyor. Sanki her sayfa bir fotoğraf karesi gibi; gözümün önünde canlanmıştı.
Bu yüzden Şarkısı Beyaz’ı herkese tavsiye ediyorum. Çünkü sadece bir aşk hikâyesi değil; bir dönemin ruhunu, kütüphanelerdeki sessiz başkaldırıyı, Nevin’in beyazlığını ve Cemal Süreya’nın şiirsel dokunuşunu taşıyor. Benim için bir armağan, bir hatırlatma oldu. Siz de okuduğunuzda kendi beyaz şarkınızı bulacaksınız.
Şarkısı BeyazYılmaz Odabaşı