Gönderi

Puan vermedi·254 syf.··
2026 105. kitabı
İnsan, söyleyemediği şeylerin altını çizermiş. Sanırım bu yüzden bu kitapta en çok çizdiğim yerler, en çok hissettiğim yerler oldu. Sözcükler yazara aitti ama sessizlikleri bana... Bazı kitaplar okunur, biter ve raftaki yerini alır. Bazılarıysa son sayfayı çevirdiğiniz anda bitmez; sessizce içinizde yaşamaya devam eder. Petrikor benim için ikinci gruba ait oldu. Bu kitaba herhangi bir beklentiyle başlamadım. Büyük olaylar, şaşırtıcı kırılma anları ya da unutulmaz karakterler aramıyordum. Fakat sayfalar ilerledikçe fark ettim ki yazarın asıl derdi bir hikâye anlatmaktan çok, insanın içinde yıllardır adını koyamadığı duygulara dokunmakmış. Belki de bu yüzden kitap bende bıraktığı etkiyle öne çıktı. Okurken sürekli bir şey hissettim. Bazen özlem, bazen öfke, bazen de kaynağını tam olarak açıklayamadığım bir hüzün... Karakterlerin yaşadıklarından çok yaşayamadıkları etkiledi beni. Söylenmeyen cümleler, ertelenen adımlar, insanın kendi içinde ördüğü duvarlar ve duygularını saklamak için sığındığı sessizlikler... Kitap boyunca zihnimde en çok bunlar yankılandı. Belki de bu yüzden Petrikor benim için bir aşk hikâyesinden çok daha fazlasıydı. Buradaki aşk, kavuşup kavuşmama meselesinin ötesine geçiyor. İki insanın birbirine yaklaşmaya çalışırken kendi yaralarına, korkularına ve gururlarına takılmasını anlatıyor. Bu yönüyle son derece gerçek hissettiriyor. Çünkü bazen insanı birbirinden uzak tutan şey mesafeler değil, söyleyemedikleri oluyor. Kitabın en sevdiğim yanlarından biri de karakterlerin yalnızca "Adam" ve "Kadın" olarak var olmasıydı. Bu tercih, onları belirli kişiler olmaktan çıkarıp daha evrensel bir yere taşıyor. Bir noktadan sonra onları okumuyorsunuz; onların boşluklarını kendi duygularınızla doldurmaya başlıyorsunuz. Kendinizden bir parça buluyor, bazen bir cümlede, bazen bir sessizlikte durup düşünüyorsunuz. Yazarın kurduğu atmosfer de oldukça farklıydı. Gerçek dünyanın içine yerleştirilen sembolik anlatılar ve hikâyeye eşlik eden katmanlar, kitabı sıradan bir romantik anlatının çok ötesine taşıyor. Sayfalar ilerledikçe yalnızca Adam ve Kadın'ın değil, kendi iç dünyanızın koridorlarında da dolaşmaya başlıyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde aklımda büyük olaylar ya da çarpıcı sahneler kalmadı. Geriye yalnızca hisler kaldı. Yağmurun ardından havaya yayılan o toprak kokusu gibi... Gözle görülmeyen ama varlığını hissettiren, tarif etmesi zor ama etkisi uzun süren bir şey. Uzun zamandır bir kitabı okurken aynı anda hem bu kadar huzurlu hem de bu kadar huzursuz hissetmemiştim. Bir sayfada gülümsedim, bir sayfada sinirlendim, başka bir sayfada ise durup uzun uzun düşündüm. Çünkü Petrikor size hazır cevaplar vermiyor; aksine içinizde zaten var olan soruların sesini biraz daha yükseltiyor. Bazı kitaplar size bir hikâye anlatır. Bazıları ise bir duygu bırakır. Petrikor benim için ikinci türden bir kitaptı. Son sayfayı çevirdiğimde biten bir kitap değil, uzun süre zihnimde ve kalbimde yaşamaya devam eden bir his olarak kaldı.
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202666 okunma
·
54 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.