Her aşk dillerde dolaşmaz, sadece imkânsız aşklar dillerde dolaşır; ve aynı zamanda her aşkın hikâyesi de yazılmaz, yalnızca sonsuz olan aşkların hikayesi yazılır.
Sabahattin Ali'nin 1943 yılında kitap olarak yayınladığı bu ölümsüz eserin aslında hangi şartlar altında yazıldığını öğrenince, daha da bir okuma isteği yükleniyor insana. Sabahattin Ali'nin Hakikat gazetesinde yayımladığı bu hikayesini günü gününe yetiştirmesi gerekmektedir. Üstelik o dönemde askerdedir; bacağından geçirdiği bir kaza sonucu revirde kalmaktadır ve kolunda çatlak vardır. Kolunu mangalın sıcaklığına tutarak acısını hafifletmeye çalışır, bir yandan da bu muazzam eseri yazar. Bu sebeptendir ki bu eser sadece duygusal ve hayali bir acının değil, aynı zamanda fiziksel bir acının eşiğinde yazılmıştır. Belki de ondandır ki kitaptaki betimlemeler adeta insanın ruhuna nakşedilir ve o aşk sızısını en derinlerde hisseder insan.
Kitap, babası tarafından sabun imalatını öğrenmek için Almanya'ya gönderilen genç ve içine kapanık Raif Efendi'nin, gezdiği bir sergide karşılaştığı portre ile hayatının değişmesini anlatır. O portre Raif'i öyle bir tesiri altına almıştır ki, her gün sergiye gidip saatlerce resmi izlemekten başka bir şey düşünmez olur. Adeta mıhlanmıştır o resme; sanki koca dünya durmuş, sadece o portre etrafında dönmeye başlamıştır. Nihayet o portrenin sahibi Maria Puder ile gerçek hayatta tanışır ve aralarındaki o ölümsüz aşk orada filizlenir. Raif Efendi, sessiz sedasız yaşamaya çalıştığı bu hayatta kendisini Maria'nın dalgasına öylesine kaptırmıştır ki, d**ünyadaki ayrılık denilen o zehirli zakkumu adeta unutuverir.**
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali