Analitik Psikolojinin kurucusu olan Carl Gustav Jung, özellikle persona, anima, animus, gölge, anne karmaşası ve ilişkilerin dinamiğinde önemli bir yere sahip olan içsel karşı cins imgelerini; yani erkekteki dişil ruh olan anima ile kadındaki eril ruh olan animus kavramlarını, yaşadığı dönemin ötesine geçen bir şekilde ele almakta...
Jung'un Feminen ismini verdiği kitabı, ruhsal bütünlüğe ulaşma ve bireyleşme yolculuğunda bu kavramların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Anne karnından başlayıp ölüm anına kadar süren kendini gerçekleştirme serüvenimizde arketiplerin belirleyici rolünü vurgulayan Jung, verdiği örnekler ve özellikle kendi deneyimleri üzerinden okuyucuda önemli farkındalıklar yaratmayı başarmış.
Kitabın okunması ve anlaşılması yer yer zorlayıcı olabilir. Özellikle Jung'un terminolojisine ve temel kavramlarına yabancı olan okuyucular, anlatılanları tam anlamıyla anlamakta güçlük çekebilir. Ancak metin üzerine düşünerek ve sindirerek okunduğunda, içerisinde son derece kıymetli psikolojik ve felsefi içgörüler barındırdığı görülecektir. Gerçi Jung kendini bir filozof olarak görmesede bu anlamda da değeri oldukça yüksektir.