Düşüş romanında, Paris’te eski ve saygın bir avukat olan Jean-Baptiste Clamence’in uzun, kişisel, yorucu ve son derece düşündürücü monoloğunu okuyoruz. Roman boyunca bize sürekli şu soruyu sorduruyor: “Neden?” İyiliği neden yapıyoruz? Gerçekten başkası için mi, yoksa kendimizi yüceltmek için mi?
Toplumda saygı gören davranışlarla iç dünyamız arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Doğru ve ahlaklı olarak nitelendirdiğimiz eylemlerin altında çoğu zaman saf iyilikten çok; kibir, üstünlük arzusu ve görünmez bir güç isteği barındığını fark ediyoruz. Clamence yalnızca kendi iç dünyasıyla yüzleşmiyor; bizi de karşısına oturtuyor ve sergilediğimiz davranışlarda, söylediğimiz sözlerde, yaptığımız iyiliklerde ne kadar samimi olduğumuzu sorgulatıyor. Onun itirafı, aslında hepimize ayna tutuyor. Konu muhteşem ama daha fazlasını beklerdim. Eksik bir şeyler var.