İmparatorluğun Gölgeleri Arasında Bir Araf: Lanetli Avlu'nun Dramatik Mimarisini Okumak
Edebiyat dünyasında "Nobel" etiketine sahip eserlere ve yazarlara yaklaşırken içimde beliren temkinli tutum, zaman zaman da haklı önyargı; siyasi konjonktürlerin edebi liyakatin önüne geçtiği şüphesinden beslenir. Ancak İvo Andriç’in *Lanetli Avlu*’sunun kapılarından içeri adım attığımızda bu şüphenin yerini hızla derin bir sanatsal saygıya bıraktığını görüyorsunuz. Andriç, bu kısacık ama hacmi kendinden menkul romanında, Balkanlar'ın iç içe geçmiş, karmaşık ve çok sesli ruhunu hamasi bir kimlik siyasetine kurban etmeden, doğrudan "insan doğası" üzerinden evrenselleştirerek madalyayı edebi bileğinin hakkıyla taşıdığını kanıtlıyor.
Kitabın ismine de ruhunu veren "Avlu", salt fiziksel bir tutsaklık alanı değildir. Sınırları üç kıtaya yayılan koca bir imparatorluğun kusursuz bir mikrokozmosudur. Andriç, Osmanlı İstanbul’unun o devasa demografik haritasını bu hapishane duvarları arasına sıkıştırarak adeta bir Babil Kulesi inşa eder. Bosnalı bir Katolik rahip, İzmirli bir Yahudi, Anadolulu bir Türk, Bulgar tüccarlar, Gürcüler, Araplar ve şehrin tekinsiz karanlıklarından kopup gelmiş sıradan suçlular...
Bu mekânsal kurgu, metne muazzam bir teatrallik katmaktadır. Okurken kalabalık bir oyuncu kadrosunun dinamik bir koro işlevi gördüğü, ışık ve gölge oyunlarıyla seyirciyi sürekli tetikte tutan klostrofobik bir tiyatro sahnesinin tam ortasında olduğunuzu hissedersiniz. Farklı dillerden ve milletlerden gelen bu karakterler, kendi ulusal veya dini kimliklerinden koparak otorite karşısında ortak bir "hapishane kimliği" inşa ederler. Avlu, tarihin ve insanlık trajedilerinin sahnelendiği; imparatorluğun tüm sinir uçlarının gelip düğümlendiği ana dekordur.
Bu kalabalık ve uğultulu sahnenin tam merkezinde Frei Petar yer alsa da benim odağımın başrolünde, otoriteyi temsil eden hapishane müdürü "Karagöz" vardı. Onu yalnızca bir müdür veya zalim bir memur olarak okumak, karakterin psikolojik derinliğini ıskalamak olacaktır. Karagöz, psikanalizde "yüceltme" olarak adlandırılan durumun edebiyattaki en kusursuz örneklerinden biridir. Gençliğinde yeraltı dünyasıyla, serserilerle ve esrarkeşlerle iç içe olmuş bu adam; içindeki o yıkıcı ve sınır tanımaz dürtüleri yok etmek yerine, onları devletin resmi otoritesi kisvesi altında yasal bir forma dönüştürmüştür.
*"Burada masum kimse yok!"*
Karagöz'ün bu mottosunun bireysel bir paranoya olduğunu söylemek mümkün değildir, diye düşünüyorum. Çarkları arasında insanı ezen sistemlerin çığlığıdır. Koyu renkli, ağırbaşlı üniformasının yakalarından sızan o belli belirsiz serkeşlik, onun aslında avludaki mahkûmlarla aynı kumaştan dokunduğunun görsel ve psikolojik ispatıdır. O; kuralları kendi lehine çevirmeyi başarmıştır, kendi karanlık boşluğunu avlunun kaosuyla besleyen zeki bir pragmatisttir.
Eserin en can alıcı katmanı ise Kâmil karakteri üzerinden inşa edilen varoluşsal sürgünlük halidir. Kâmil, edebiyatımızda görmeye alışkın olduğumuz, devleti kurtarmaya veya toplumu aydınlatmaya çalışan didaktik bir "Batıcı Türk aydını" kalıbına sığmaz. O, annesi İzmirli bir Rum güzeli, babası ise köklü bir Türk paşası olan kültürel bir "melez"dir.
Ne tam anlamıyla Doğu'ya ne de Batı'ya, ne Yunan'a ne de Türk'e ait olabilen Kâmil'in asıl trajedisi, bu iki dünya arasında sıkışıp kalmış olmasındandır. Aidiyet duygusunu kaybeden ruh, çareyi tarih kitaplarının sayfalarında arar ve kendi varlığını, yine Doğu ile Batı arasında trajik bir esaret ömrü sürmüş olan Osmanlı şehzadesi Cem Sultan'ın kimliğinde eritir. Kâmil'in Cem Sultan'a dönüşümü, delilikten ziyade evrensel bir aydının dünyadaki "yersiz yurtsuzluk" acısının ete kemiğe bürünmüş halidir.
*Lanetli Avlu*, hikâye içinde hikâye barındıran matruşka benzeri yapısıyla, bireyin devlet aygıtı karşısındaki çaresizliğini, kültürel aidiyetsizliğin yıkıcı ağırlığını ve insan doğasının en karanlık dehlizlerini usta işi bir dille harmanlıyor. Tarihin, sosyolojinin ve psikolojinin kusursuz bir dengeyle kesiştiği bu eser, dünya edebiyatının sahne ışıklarını sonuna kadar hak eden eşsiz bir şaheseridir.