Mary Shelley’nin Frankenstein eseri, bilimsel hırsın ve yaratıcının sorumluluğunun sınırlarını sorgulayan, gotik edebiyatın en sarsıcı başyapıtlarından biri olarak öne çıkıyor. Victor Frankenstein’ın kendi kibrine yenilerek hayata döndürdüğü "yaratık" ile kurduğu trajedi dolu ilişki, aslında bir korku hikayesinden ziyade, dışlanmışlığın, yalnızlığın ve insan doğasının karanlık yanlarının derin bir analizi. Kitabı okurken, yaratığın saf bir sevgi arayışıyla başlayıp reddedilmenin getirdiği öfkeyle canavara dönüşme sürecini izlemek, okuyucuyu "gerçek canavarın kim olduğu" sorusuyla baş başa bırakıyor ve Lordum, bu klasik eser insanlığa dair sorduğu etik sorularla güncelliğini hiçbir zaman yitirmiyor.