Gönderi

Puan vermedi·571 syf.··
2026 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:24
Pek çok kişi Tolkien'e "Fantastik Edebiyatın Babası" gibi sıfatlar yakıştırıyor, fakat bu gibi sıfatları yakıştıran kişilerin türün tarihini tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Misal, Eddison'un eserinde yine hayali bir dünya, incelikle oluşturulmuş ve oldukça arkaik bir dil, dünyevi olmayan bir kraliçe, soyluluk ve karanlık güçler arasında gidip gelen, bocalayan, içsel çatışmalar yaşayan bir merkezi karakter mevcut. Anderson'ın, Yüzük Kardeşliği ile aynı yıl çıkan Broken Sword adlı kitabında da uzak diyarlarda yaşayan kibirli elfler, kazılar yapan cüceler, dövülmesi gereken bir kılıç, aydınlık ve karanlık ordular arasında geçen epik bir savaş, bu iki uca sıkışmış bir başka merkezi karakter ve Hristiyan ile Pagan dünya görüşlerinin iç içe olduğu bir anlatı mevcut. Peki bu unsurlar Tolkien'e özgü değilse, onu farklı kılan şey nedir? Dunsany, Eddison ve Anderson da aydınlık ile karanlığın çatıştığı dünyalar sunsa da, bu çatışmaları incelikli, çoğu zaman ironik bir dokunuşla aktarırlar. Ahlakı mutlaklar üzerinden sunmanın tehlikeli olduğunu kabul ederler. Tolkien (ya da C.S. Lewis) ise kötülüğü kötü, iyiliği iyi olarak göstermekte hiçbir sorun görmez. İkisinin kesiştiği tek nokta, Gollum'un hikayesinde de görüldüğü üzere, dürüst bir kişinin baştan çıkarılması durumudur. Ancak Gollum dahi, Eddison'ın Lord Gro'su ya da Anderson'ın Scafloc'u gibi alternatif bir dünya görüşü içinde yaşayan bir karakter değildir. Yalnızca Tolkien'in, tabiri caizse, iki kutuplu ahlakının iniş çıkışları arasında savrulup gider. Kötülüğü dışsal, akıl dışı bir olgu olarak sunmak, "bize karşı duran, bilinmeyen" olarak tanımlamak tehlikeli bir mesajdır. Çünkü okuyucu kendi ahlakını bu oluşturulmuş dünyanın üzerine ekler ve dayatır, ki modern fantastik yazarların çoğu, Tolkien'in örneğini takip etmek suretiyle, tam da bunu yapmıştır. Bir tarafı haklı, diğerini haksız kılan büyülü bir alegori anlatısı kurmak (Goodkind'ın liberteryanizmi gibi) son derece kolay, çünkü bu fikirlerin sağlamlığını sınayan dramatik bir anlatı geliştirmek zorunda kalmazsınız. İyilere beyaz cübbe ya da gümüş zırh, kötülere siyah ve dikenli kıyafetler giydirirseniz, çoğu insan iyi tarafın hep beyaz, parlak ve üst sınıf erkeklerden, kötü tarafın ise "barbarlardan" oluştuğunu ve her iki tarafın da birbirini öldürüp dünyaya kendilerinin hükmetmeye çalıştığını neredeyse kimse fark etmeyecektir. Gılgamış, İncil ya da Şehname gibi büyük destanları okumuş herhangi bir kimse, Tolkien'in dünya kurma fikriyle neyi amaçladığını anlayabilir. Bu kitapların kapsamlı hikayeler sunduğu su götürmez bir gerçek, fakat bunun yanında geniş bir felsefe, tarih, mitoloji, coğrafya, etik ve kültür dünyasını da resmediyorlar. Bu eserler, halklarına hayatın içerisinde var olan her türlü gerçeği öğretmeyi amaçlayan ansiklopedik metinlerdir ve antropoloji ve tarih öğrencileri için son derece değerli olduklarını söyleyebiliriz, çünkü en ufak detay bile tasvir ettikleri dünya hakkında bir şey ortaya koyabilir. Tolkien de kitaplarını birlik hareketleriyle, şarkılarla, soy ağaçlarıyla ve kendi icadı tarihine, mitolojisine ve diline yapılan göndermelerle doldurmuş. Yine bu kitapta da kısaca bahsedilen ya da adı geçen sayısız yan karakter ve olay mevcut, ki zaman içerisinde yavaşça oluşmuş, birçok kaynaktan derlenmiş destanlar gibi organik metinlerde de böyle teknikler sıkça kullanılır. Birbirine oldukça benzeyen adlara sahip karakterler yaratılır (normalde bu son derece kötü bir fikirdir çünkü kafa karıştırır), fakat Tolkien, büyük ailelerin tarih boyunca sahip oldukları kalıtsal ad geleneğini temsil etmeye çalışmış. Tüm bu efor bir amaç içindi kesinlikle, fakat bu amaç, anlatmaya çalıştığı hikayeye gerçekten hizmet ediyor mu? Sanat anlamlıdır, yönlüdür. Ayrıntı listesinden ibaret değildir. İçindeki her element yazar tarafından iyi bir hikaye anlatısı kurmak adına özenle seçilmiştir. Ayrıntı eklemek, derinlik eklemekle aynı şey değildir. Özellikle de Tolkien'in dünyası dışsal bir sisteme dayanmadığı için, o ne derse doğru odur, her şey keyfine kalmıştır. Bu yüzden bir karaktere, sahneye ya da ayrıntıya amaç veren yegâne şey, ardındaki anlamdır. Anlam yok ya da eksikse, Tolkien'in yaptığı şey son derece ayrıntılı bir düşünce egzersizinden ibarettir. Edebiyat ve fantastik edebiyat hayranlarının çok sevdikleri ve bağlantı kurmak olarak da adlandırabileceğimiz "oyun," o göndermeyi bul, bu adı şu karaktere bağla gibi, çoğu zaman kelime avından öteye geçmez. Bunların kendi dışında hiçbir anlam ya da amacı da yoktur. Edebi eleştirinin amacı her zaman için bizi düşünce ve fikir tarihimize geri döndürmektir, nasıl düşündüğümüzü ve kendimizi nasıl ifade ettiğimizi görüp anlamlandırmaktır. Bir eserdeki herhangi bir ayrıntı bizi kendimize döndürmüyorsa, o ayrıntı keyfi bir detaydan başka bir şey değildir. Couch, yazarların "çok sevdikleri evlatlarını öldürmesi" gerektiğini söylediğinde kastettiği şey tam olarak buydu. Hobileriniz ve fikirlerinizin olması, romanınızı bunlarla doldurmanız gerektiği anlamına gelmez. Bir eserin anlatısına, hikayesine, karakterlerine ve sanatına maddi olarak katkıda bulunmayan her şey eserden çıkarılabilir. Gördüğüm kadarıyla, Tolkien'in ayrıntı bolluğu, fantastik kitapların uzunluk oranında büyük bir enflasyona da yol açmış ve yine bugün kitapçıların raflarını dolduran o sonu gelmez, dolambaçlı serilerin temelini atmış. Fikirleri özgün değildi. Yaklaşımı sıra dışı olabilir, fakat bu, yapay olan bir şeyi daha doğal göstermek adına bütün ömrünü harcamasından kaynaklanıyor. Oysa fantastik edebiyatın ve kurgu eserlerin amacı yapay olanı keşfetmek, dünyaya önyargılı merceklerimizden bakmamak ve insanlığın tuhaf yönlerini temsil etmektir. Şu ana kadar anlattıklarım hep olumsuzmuş gibi gelebilir kulağınıza fakat bunlar yalnızca nesnel doğrular üzerinden yaptığım değerlendirmelerdi. Şimdi ise her şeyden bağımsız olarak detay yığını olsa da işlevsel olduğunu düşündüğüm, benim hoşuma giden, okumaktan zevk aldığım ve yer yer dönüp tekrar incelediğim ayrıntılardan bahsedeceğim. Benim güzümde Tolkien'in en büyük başarısı, kurduğu dilbilimsel yapı oldu. Filolog kimliği sayesinde Elfçe'nin iki ayrı lehçesi (Sindarin ve Quenya), kendi gramer kurallarına, ses uyumuna ve tarihsel evrimine sahip. Rohan halkının eski İngilizce kökenli adları, hobbit adlarının köylü Anglosakson tınısına sahip olması gibi detaylar bir dilbilimci olarak eserde benim en çok hoşuma giden elementler oldu. Lothlórien ve Moria gibi mekanlar, ihtişamı kaybolmuş mekanlar temasını çok iyi yansıtmış, metne hoş bir nostalji katmış. Yer yer hiç yaşamadığım bir geçmişin yasını tutuyor gibi hissettim, ki bu duygu, savaş sonrası bir yazarın elinden çıkmış olmasıyla da oldukça iyi örtüşüyor. Elrond'un Konseyi sahnesi, farklı ırklardan (insan, elf, cüce, hobbit) temsilcilerin aynı masada toplanması ve her birinin kendi tarihinden, önyargısından, gerçekliğinden gelmesi açısından oldukça canlı bir sahne. Diyaloglar üzerinden dünyanın siyasi yapısını, geçmiş savaşları ve ittifakları öğreniyoruz. Bu da anlatmak yerine göstermek tekniğinin iyi bir örneği diyebilirim. Son olarak Eski Orman, Tom Bombadil bölümleri ya da Moria'nın karanlık koridorları, okuyucuda gerçek bir tehlike ve gizem hissi yaratıyor. Tolkien, mekanı yalnızca arka plan olarak değil, neredeyse bir karakter gibi kullanmış. İyi-kötü ikiliği gerçekten kaba, etik nüanslar eksik, ve ayrıntı ile derinliğin aynı şey olarak düşünüldüğü bir yanılsama yarattığı için benim bu esere puanım 6.5, fakat Sam-Frodo ilişkisi ve organik, manipülatif olmayan kısımları değerlendirdiğimde ve serinin diğer kitaplarını dilkkatli bir şekilde okuduğumda aynı kalır mı, emin değilim.
Edebiyat
The Fellowship of the RingJ. R. R. Tolkien · Harper Collins · 200917bin okunma
·
77 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
ben burada yerimi alıyorum. birazdan tolkien fanları tarafından topa tutulacaksın. eseri henüz okumadım. sadece ilk filmi izledim. okumayı düşünüyorum ama tabi ki de tolkien kendinden önceki eserlerle kendi dünyasını yaratmış biri. beowulf adlı mitolojiden yararlanarak yaratmış diyorlar ki o eserin de kıymetinin bilinmesine sebep olmuş biri. yine de eseri okumadığım için yazında anlatmak istediğini de anlamam mümkün değil tam olarak. okuduğumda tekrar döneceğim buraya. özellikle şu dil yaratma meselesi çok ilgimi çekiyor benim.
Dilay
Gönderi Sahibi
Sorun değil, topa tutulmaya hazır olarak yazdım bu incelemeyi 😅 Düşünce özgürlüğümü kullandım ve başkalarının düşüncelerini de merak ediyorum açıkçası.