Puan vermedi·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Haziran 2026 03:05 Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Vedat Türkali'den “Tek Kişilik Ölüm” adlı tarihi roman oldu.
Yazar, 1940'lar sonrasının en hazin dolu gerçeklerini, en acı verici olayların tarihini romanın içine katık yaparak özen gösterdiğini ifade eder.
1940 döneminde TKP tarihinde yaşanan arbedeleri, taşkınlıkları, gencecik insanların hayatlarının ölümle son bulduğu, kargaşalarla dolu acı geçmişi eleştirel bir üslupla ortaya koyar yazar.
Nazif geçmişte kıskançlığının kurbanı olarak arkadaşı Müslim'i ihbar etmiş kendisini durumdan kurtarırken arkadaşının ölümüne de sebep olmuştur. Onun kendisine dair iç çatışmaları romanın başından ortasına kadar hakim olan anlatıcıdır.
Doktor Gülşen'i ise bir dönem TKP'li olarak görüyor, geçmişiyle hesaplaşırken buluyoruz.
Nazif ve Gülşenin oğulları Levent ise tam bir ideolojik yaklaşımla TKP (Türkiye Komünist Partisi)'yi benimseyen, fikirleri ve davranışlarıyla aktif olarak görev alanlardan. Yakalanır ve idamına hükmedilir.
Anne, baba ve oğul üzerinden geçmişin nabzını tahlil eden bir üslupla tarih-i dönemin portresini sertçe dile getirilir. Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve geçmişe ve dönemin bakış açısına dair bilgi sahibi olduğum verimli bir okuma oldu.
#kitapalıntıları
İnsanları seviyordu (Hangi insanları?), kurtulmalarını istiyordu (Hangilerinin?) ama kendi kurtuluşunu niye onlara bağlamalıydı (Hangilerine?) Yanıt veremeyebilirdi; sormadan duramıyordu. İçinin bitip tükenmek bilmeyen gelgitiydi bu. Bir yaşam biçiminden başkasına sığınmanın kaçınılmaz uyumsuzluğu belki de.
Yaşam zorluyor, sürekli bir yerlere itiyor insanı. İsteyerek yaptıklarınla yapmak istemediklerin, bir bakıyorsun, yer değiştirmiş.
Bu dünya karmakarışık. Hep de böyle gidecek. Düzeltmeye kalkan biraz daha bozuyor! Öyle değil mi?
Benim savaşım değil bu; yokum ben. Hangi savaşta oldun ki? Senin savaşın salt kendi kendinle; onda da yeniksin her seferinde.
Son yıllarda hep düşünüyorum; yazgının kucağına mı düştük biz de? Ne denli yiğit olup ne yakıcı düşler kurarsan kur, karanlık kuyuyu boylayacaksın sonunda öyle mi? Tuzak genlerimize kazılmış! İğneleri göz çukurlarına işte böyle batırdı Oidipus! Tutkularımız mı kör etti bizi yoksa körlüğümüz tutkularımızı mı doğurup besledi; serpiltip geliştirdi bunca!