·504 syf.····Okunma: 14 Haziran 2026 13:10 Stefan Zweig, Dünün Dünyası'nda hem kendi yaşam öyküsünü hem de artık var olmayan bir Avrupa'yı anlatıyor. Ölümünden kısa süre önce tamamladığı bu otobiyografik eser, Nazizm nedeniyle ülkesini, evini ve alıştığı hayatı geride bırakmak zorunda kalan bir insanın, kaybettiği dünyaya yazdığı hüzünlü bir veda gibi.
Kitabı okurken kendimi Birinci Dünya Savaşı öncesinin o kozmopolit Avrupa'sında sanat ve edebiyat çevrelerinde dolaşıyor gibi hissettim. Sanki bir masada yazarlar sohbet ediyor, bir başka köşede besteciler yeni eserlerini konuşuyor. Sayfalar arasında öyle isimler çıkıyor ki insan ister istemez imreniyor. Zweig'ın dostluk kurduğu ya da yakından tanıdığı sanatçıların sayısı ve çeşitliliği gerçekten hayranlık uyandırıcı.
En çok da Romain Rolland ile ilgili bölümler ilgimi çekti. Zweig'ın ona duyduğu saygı ve hayranlık bana da geçti diyebilirim. Hatta elimde okunmayı bekleyen Jean-Christophe kitaplarına karşı merakımı ve heyecanımı iyice artırdı.
Ama Dünün Dünyası sadece kültür ve sanatın altın çağını anlatmıyor. Aynı zamanda savaşların, yükselen milliyetçiliğin ve değişen dünyanın o parlak dönemi nasıl yavaş yavaş yok ettiğini de gösteriyor. Bu yüzden okurken bir yandan o döneme hayran oluyor, bir yandan da derin bir hüzün hissediyorsunuz.
Kitabı bitirdiğimde sanki sadece Stefan Zweig'a değil, tanışmayı isteyeceğim onlarca sanatçıya ve artık geri gelmeyecek bir çağa da veda etmiş gibi hissettim.