·392 syf.····Okunma: 14 Haziran 2026 19:36 "İnsan tek başına delirmiyor. Bu yolda ona yardım edecek birileri mutlaka çıkıyor."
Esin bir gün kendini akıl hastanesinde bulur fakat buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordur. Geçmişi yavaş yavaş sis perdesinin açılması ile hatırlamaya başlar fakat yine de tam başarılı olamaz. "Ev" olarak adlandırılan bu hastanede hastalar "misafir", hemşireler "abla", başhekim ise "baba" olarak çağırılır. Bir de içeride neler olduğunu bilmedikleri dedikodulara göre devletin muhalifleri terörist olarak yaftalayıp daha sonra akıl hastası olarak yatırıp üstlerinde bir takım deneyler yaptığı bir M3 koğuşu vardır.
"Ev"deki ablalardan Rikkat Hanım gençliğini yaşayamamış, düşmekten korktuğu için salıncağa dahi binememiş, annesinin gölgesinde kalmış onun gibi olamamış, yaşanabilecek bir aşkın kıyısından dönmüş ve yıllarca hep beklemiş bir kadındır. Geceleri rahmetli annesini evinde görmeye başlamış ve bir yandan geçmişi düşünürken bir yandan da Esin ile arkadaşı Canan'ı ve Adalı Yakup'u anlatmaya başlar bize.
Hepimizin "misafir" olduğu bu dünyada akıl sağlığını koruyabilenler mi şanslı yoksa koruyamayanlar mı? Akıl sağlığını koruyabilen biri olmak ince bir çizgide mi gizli? Kime göre neye göre kaybediliyor bu denge ve içeride olmak ile dışarıda olmak çok da farklı olmayabilir mi? Yaşadığımız dünya "Ev"den biraz daha büyük bir akıl hastanesi olabilir mi? Herkesin yarası vardır fakat herkes bu yarayla baş edemeyebiliyor. Herkesin için yaşanmayı bekleyen hevesler, beklenen güzel günlerin özlemi, yitirilen zamanın hüznü olabiliyor.
Nermin Yıldırım akıcı kalemiyle biraz da komplo teorisi ile süslediği "Misafir" romanında heyecanlı bir okuma deneyimi sunuyor. Acaba ne olacak diye merakla okudum kitabı. Birçok cümlenin altını çizdim. Beğenerek bitirdim ve herkese tavsiye ederim.