Nermin Yıldırım’ın Misafir romanı, hafıza kaybı, kimlik arayışı ve baskıcı sistemler üzerine kurulu bir hikâye sunuyor. Olaylar, “Ev” adı verilen bir akıl hastanesinde geçiyor. Ancak burası bildiğimiz hastanelerden farklı. Hastalara “misafir”, hemşirelere “abla”, başhekime ise “baba” deniyor. İlk başta güvenli bir sığınak gibi görünen bu yer, zamanla bir hapishaneye dönüşüyor.
Yıllarını hemşire olarak geçiren Rikkat, hayatı boyunca başkalarına yardım etmeye çalışmış olsa da geçmişinden kaçamayacağını anlıyor. Bir yandan kendi geçmişiyle yüzleşirken, diğer yandan çalıştığı yerin kurallarını sorgulamaya başlıyor. Öte yandan, hafızasını kaybetmiş genç kadın, kim olduğunu ve neden burada olduğunu hatırlamaya çalışıyor. Burada geçirdiği süre boyunca hem kendini hem de çevresindekileri anlamaya çalışırken, aslında “Ev”in göründüğü gibi bir yer olmadığını fark ediyor.
Roman, bireyin hafızasının kimliği üzerindeki etkisini ve özgürlüğün ne anlama geldiğini sorguluyor. Hikâye ilerledikçe, hastanenin kurallarının giderek sıkılaştığı, insanların gitgide daha fazla kontrol altına alındığı görülüyor. Yalnızlık ve aidiyet duygusu, karakterlerin iç çatışmalarıyla birlikte derinlemesine işleniyor.
Nermin Yıldırım, akıcı ama zaman zaman kasvetli bir üslupla, psikolojik yönü ağır basan bir roman sunuyor. Karakterlerin iç dünyasına odaklanarak, hem bireysel hem de toplumsal açıdan düşündürücü bir hikâye anlatıyor. Eğer psikolojik derinliği olan ve sistem eleştirisi içeren romanları seviyorsanız, Misafir seni içine çekebilir.
Keyifli okumalar.