Gönderi

9/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 10:13
Dün, Agota Kristof'un kendi hayatından derin izler taşıyan bir roman. Göçmenlik, dilini ve kimliğini kaybetme, kendine ve dünyaya yabancılaşma gibi temaları çok sarsıcı netlikte işleyen bir başyapıt. Agota Kristof, 1956 yılında, 21 yaşındayken Macar Devrimi sırasında 6 aylık bebeği ve tarih öğretmeni eşiyle birlikte ülkesinden kaçıp İsviçre'ye sığınıyor. Çıktığı bu özgürlük yolculuğunun sonunda kendisini İsviçre'de bir saat fabrikasında buluyor. Gündüz çalışırken, akşam da sığındığı bu yabancı ülkede tek sığınağı olarak gördüğü ana dili Macarcayla şiirler yazıyor. Romanda ana karakterimiz Tobias. Tobias, gayrimeşru bir çocuk olarak doğduğu köyde annesi ile yaşıyor ve bir gün annesi ile öz babası olduğunu öğrendiği öğretmenini bıçaklayarak ülkesinden kaçıyor ve babasının ismi olan Sandor'u kendine isim olarak alıp bir saat fabrikasında çalışmaya başlıyor. Bu çalışma süreci de onu mekanik, tekrara dayalı ve ruhsuz bir hayata hapsediyor. Bu hayatın içinde kendi içinde tutunduğu tek şey de babasının resmi olarak evli olduğu eşinden sahip olduğu kızı, kendisinin kız kardeşi, aynı zamanda okuldan da sınıf arkadaşı olan Caroline, kendisinin hitap ettiği şekilde Line oluyor. Line'a karşı saplantılı bir aşk da geliştiriyor. Sürekli aklında olan Line, bir şekilde yıllar sonra kendisiyle aynı fabrikada çalışmaya başlıyor ve olayların kırılma noktası da bir şekilde bu oluyor. Dün de bu tarihsel ve sosyo-ekonomik iklimin doğrudan ortaya çıkardığı otokurmaca bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Tobias yani Sandor karakterinin ülkesini terk etmek zorunda kalışı, saat fabrikasında çalışması, kendince şiirler ve metinler yazıyor olması Kristof'un direkt bir yansıması ama bir yandan Line karakteri de Kristof'un burada bir yansıması olarak karşımıza çıkmış. Başta da bahsettiğim gibi Kristof, İsviçre'ye geldiğinde kucağında 6 aylık bebeği de var. Aynı şekilde Line da fabrikaya geldiğinde 6 aylık bir bebeği var. Kristof'un eşinin mesleğinden de bahsetmiştim başlangıçta, aynı şekilde Line'ın da eşi bir profesör. Kristof, kendi yaşadığı o sürgünlük deneyimini Tobias'ta daha eskimiş şekilde sunuyor. Artık uyuşmuş, mekanikleşmiş ve fabrikanın bir parçası hale gelmeye başlamış halde Tobias. Tek tutunduğu dal da Line'ın hayali ve hatıraları aslında. Ama Line biraz daha taze bir acı olarak çıkıyor karşımıza. Tobias iki kez, biri çocukluğunda biri de metindeki olayların yaşandığı sırada cinayete teşebbüs ediyor. İlk teşebbüsü annesi ve babasını öldürme çabası oluyor ancak öğreniyoruz ki ikisi de ölmemiş, hayatta kalmışlar. Burada geçmişini ve kökenlerini yok etmeye çabalıyor ama başarısız oluyor. Sonrasında kitabın sonlarına doğru Line'ın eşini aynı şekilde öldürmeye teşebbüs etse de yine başarısız oluyor. Bu sefer şimdiki zamanda karşısında dikilen gerçekliği öldürmek istiyor ama bu çaba da başarısızlıkla sonuçlanıyor çünkü ne kadar uğraşırsa uğraşsın hem kendi hayatının acı gerçeklerinden, hem de içine düştüğü robotikleşmiş hayatta tutunduğu tek dal olan Line ile birlikte olamayacağı gerçeğinden kaçması mümkün olmayacaktır.
DünAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20193,117 okunma
·
26 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.