Adı:
Dün
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750819957
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tobias önemsiz bir ülkenin ismi olmayan bir köyünde doğmuştur. Annesiyle yokluk içinde yaşar. Annesi köyde dilenir; un, mısır veya süt karşılığında erkeklerle yatar; tarlalardan, bahçelerden meyve sebze toplar, bazen de çiftliklerden tavuk çalar. Küçük Tobias bir gün annesi bir erkekle yatarken ikisini de bıçaklar ve köyünden, ülkesinden kaçarak başka bir ülkeye sığınır. Yeni bir ülkede yeni bir hayata başlar. Adı artık Sandor Lester’dir. Bir fabrikada işe girer. Yazar olma hayalleri kurar. Ama ilkokuldaki kız arkadaşı Line’i unutamaz, onun bir gün yanına geleceğini umut eder... Ve günün birinde Caroline’le karşılaşır...
Agota Kristof, “Büyük Defter – Kanıt - Üçüncü Yalan” üçlemesinin ardından bu kez okuru “Dün”de baş döndürücü bir hikâyeye davet ediyor.
84 syf.
"Gelecek, geçmişin bok yemesinden başka bir şey değildir zaten biliyorsunuz; ne yaparsak yapalım, bir mucize olmadığı sürece bu gerçeği asla değiştiremeyiz."
Hasan Ali Toptaş
İncelemeye bu alıntı ile neden başladım bunu daha sonra yazacağım.

Bir zaman dilimi olarak "Dün"

Yazara göre, daha doğrusu yazarın oluşturduğu karakter Tobias'a (ya da Sandor mu demeliyim acaba? Siz okuyup ne diyeceğinize karar verin. Ben Tobias Sandor diyeceğim. Çünkü tek olarak düşünmek mümkün değil. Dün ve Bugünü) göre sadece şimdiki zamanın varlığı önemli olan.

Şimdi gelelim üstteki alıntıya;
Peki ya gelecek?
Dün geçmişte kalsa da yaşadığımızı biliyoruz değil mi? İyi veya kötü tecrübeler edinip eğer ömrümüz varsa bugüne geliyoruz. Dünü yok sayıp sadece bugün de yaşamak pek mümkün değil gibi sanki hee, ne dersiniz?
Geleceği ise en basit tabirle; var olmamış bir zaman dilimini kafamızda canlandırma olarak tanımlarsak, geleceğin, dün ve bugün yaşadıklarımızdan daha farklı olması mümkün müdür acaba? diye de düşünüyorum ve neden olmasın diye de ekliyorum, sonrasında da olamaz mı diye soruyorum?
Dünü anlayıp, bugünü yaşayıp, geleceği kurmak dileğiyle...

Kristof ile yaklaşık 2.5 yıl önce Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan üçlemesi ile tanıştım. Bir zamanlar az bilinen değerli kitaplar araması yaparken karşıma çıkmıştı. Aynı Onca Yoksulluk Varken kitabı gibi. Basımı falan da yoktu. İyice merak etmiştim. Zor da olsa temin edip tanışmıştım yazarla ve sevdiğimi, ayrı bir tat aldığımı hatırlıyorum. Bu iki kitabı da, daha doğrusu karakterlerin çocuklukta yaşadığı durumları, annelerinin hayatlarını birbirine benzettim biraz.

Çocuklukta yaşadığı aşkını, yaşadığı şimdiki zamanda arayan, gelecekte de sadece onunla olacağını düşünen, her gördüğü kadında onu gören bir adam ve bundan dolayı da yaşadığı zamanın farkına varamayan, sıkıcı, tekdüze bir hayat yaşayan veya yaşadığını düşünen bir karakter.
Kitabın bölüm bölüm oluşu ve okudukça parçaları birleşiyor hissi çok güzeldi. Yazarın karakterin kendi çocukluğu ile şimdiki zamandaki halini konuşturduğu bölüm de çok iyiydi.
"Ben gelecekten geldim" diyorum ona yavaşça, "gelecekte çamurlu, ölü tarlalar var yalnızca."
Yazarın yalın dili ve anlatımı da bunda büyük etken.

İlerleyen bölümlerde dünden çıkıp şimdiki zamana gelen ve o aşkını gerçekten buluyor ama tabii ki hiçbir şey eskisi gibi değildir.

Zaman zaman çalışma hayatının acımasızlığı, tekdüzeliğine de vurgu yapıyor yazar ve bunu yaparken uzun uzun cümleler kurmuyor aralara serpiştirdiği birkaç cümle ile özetliyor her şeyi. Örneğin
"Her sabah beşte uyanmak, yürümek, otobüse yetişmek için koşmak, kırk dakikalık yol, dördüncü köye varış, fabrikanın dört duvarının arasına sıkışmak. Gri önlüğü giyme telaşı, itiş kakışlar arasında kart basmak, makineme doğru koşmak, makineyi çalıştırmak, deliği mümkün olduğunca çabuk delmek, delmek, delmek, hep aynı tür parçaya aynı deliği delmek, mümkünse günde on bin kez, maaşlarımız bu hıza bağlı, tıpkı hayatlarımız gibi."
Çok şey anlatıyor değil mi?

Burada yazarın hayatından da izler bulmak mümkün, çünkü yazar da savaş dolayısıyla ülkesinden göç etmek durumunda kalmıştır. Göç ettiği ülkede de yaşamını sürdürmek için fabrikalarda çalışmıştır. Kitapta da olduğu gibi yazar olma düşüncesi de vardır kafasında.
Bu yazarı ve kitabı okuyun. Zaten Türkçeye çevrilmiş üçleme ile birlikte bu kitabı var. Umarım geriye kalan kitapları da çevrilir.
Herkese keyifli okumalar.
84 syf.
“Yaşıyoruz. Ama zamanımızın değerini bilmeden... Geçmiş ve geleceğe bağlı kalıyoruz sürekli. Ya geçmişten pişmanlık duyuyoruz her gün ya da gelecekte yapmamız gerekenleri düşünüp kaygılanıyoruz. Şu anı düşünüyor muyuz? Sorguladım kendimi. Şu an değil miydi önemli olan? Geçmiş geçmemiş miydi? Gelecek ise daha gelmedi ki... “

Kendi yazdığım satırlarla incelemeye başlamak istedim. Bir nefeste okuduğum şu 80 sayfalık kitap bana neler kazandırdı bilemiyorum. Peki acaba bir şey kazandırmalı mıydı? Belki de kazanmaktan öte bir şeyler kaybettim içimde. Kazanmak ve kaybetmekten neler anladığımıza bağlı bir durum galiba.

Hayatımızın gidişatına bazen bizler karar veremiyoruz. Aile, arkadaşlar, çevresel faktörler, sesler, görüntüler... hepsi yeteri kadarıyla yönlendiriyor bizi. Acaba bizi de “BİZ” yapan bunlar mıdır? Neyiz biz? Ne hissediyoruz? Duygularımızı ne kadar dinliyoruz ya da ne kadar hakim olmasını biliyoruz? Hep bir soru. Her zaman olduğu gibi yine tonlarca soru sordum kendime ya da okuyanlara. Kararsızlığım da yine zirvede tabi.

Agota Kristof.. seni geç tanıdığım için üzüldüm. Gerçekten son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaptı. Yazar sayfa sayısını kısa tutarak çok güzel bir iş başarmış. Çünkü kitabın konusu daha ne kadar uzardı bilemiyorum. Tam yerinde ve dozunda bitirdiğini düşünüyorum.
Hiçbir şekilde içinde bir kaygı barındırmadan yazmış satırlarını. Cümlelerim dolu gözüksün telaşına girmemiş ve okuyucuyu boğmamış. Olabildiğince yalın ve sakin bir üslup kullanmış.

Kitabın konusuna gelirsek eğer..
Yazar ana kahramanımızın çocukluğundan, yetişkinliğine kadar geçen süreyi ve yetişkin dönemini çok güzel aktarmış. Bu kısımlarda inanın fazla ayrıntıya giremiyorum. Çünkü bu kitap ya da diğer kitaplarda öyle ufak ayrıntılar oluyor ki buraya aktardığım zaman okuyacak olan kişinin büyüsünü çalacakmışım gibi hissediyorum. Üf ne cümleydi, yoruldum.

Tobias(ya da Sandor mu demeliydim?) karamsar bir adam. Ama karamsarlığı dibine kadar yaşıyor. Annesi kötü yola düşmüş fakat bunun farkına varmıyor mu ya da zamanında bilerek gerçeklerden mi kaçıyor bilemiyorum.(Daha sonra her şeyi anlıyor tabi.) Köyde her gece farklı adamların geldiği bir evde yaşıyor ve o adamların getirdiği yemekleri yiyor, o adamların çocuklarının eski kıyafetlerini giyiyor. Tabi bu duruma ne kadar katlanıyor ve kaç yaşında kendine geçmişini unutamayacağı hatıralar bırakıyor okurken görürsünüz. Sürekli yazılar yazıyor ve yer yer ilerde bir kitap çıkaracağını hayal ediyor. Kendi ülkesinden sığınmacı olarak gelen arkadaşlarıyla kısa süreli arkadaşlıklar kuruyor.
Kendileri bir de hastalıklı bir aşk yaşıyor içten içe.. Baya saçma sapan bir aşk. Hayatında biri olmasına rağmen ya da etrafına çıkan başka kızlar için de “acaba seviyor muyum?” kafasında epey güzel zamanlarını geçiriyor. Tabi bu dakikalarda yine karamsar ama yine karamsar.. Ee bunun da bir sebebi var elbette. :)

Son olarak bu hikayede kültür çatışmasını, aşağılamayı, ihaneti, ihtirası... hepsini birlikte görmeniz mümkün olacaktır. Şahsen bitince hepsi için “Oh iyi olmuş,” dedim.
Okuyacak olanlar varsa şimdiden keyifli okumalar diliyorum..
84 syf.
·1 günde
Yine ben,yine az okunmuş kıyıda köşede kalmış Ve daha fazlasını kesinlikle hak eden bir yazar ve kitapla birlikteyiz.Açılış konuşmamı yaptığıma göre artık incelemeye geçebiliriz.Teşekkürler,saygılar ve alkışları da sona saklayalım!!

Başlangıçta bir yazar olma istegi ve yazdıklarıyla köşeyi dönme arzusu aynı zamanda yoksullukla cebelleşen bir adam portresi cizince dediydim ki aha tamam 2. Knut Hamsun Açlık vakasıyla karşı karşıyayız.Sonra işler kızıştı,çekirdeğimi çitleyip izlemeyi tercih ederdim ama vay anasını sayın seyirciler olaya gel demekle yetinmek zorunda kaldım.Bu durum beni haliyle bir miktar üzdü fakat olsundu.Pes etmedim.Siz sevgili kitapkurdu canım arkadaşlarımı,dostlarımı bu kitaptan mahrum bırakamazdım,benim gibi delikanlı bi kıza yakışmazdı,bir daha duymayayım ağzınıza acı biber sürerim he!! Neyse kitap öyle bi noktaya geldi ki eee gülüm etme bulma dünyası dedim.Valla benden duymuş olmayın ama kimseyi öyle anan hayat kadını baban kim bilir kim diye yargılamayın.Bakarsınız üvey kardeş çıkarsınız Allah’ın işi işte..Kitapla alakası Yok tabii ki söylediğimin nereden çıkarıyorsunuz tüm bunları kuzum aklıma geldi söyledim.Spoi değil kamu spotudur böyle yazılsın!!! Hocam yalnız sonunu nece bağladın öyle erkek değil misiniz hepiniz aynısınıza kadar götürdüm ben olayı 🤔 Ama götürürüm sen hak ettin Sandor görünümlü Tobias!! Hani çok aşıktın haniiii!! Neyse sinirlenmeyeceğim.Şimdi cici kız olup özetliyorum mevzuyu.Vallahi yazarın o kısacık sayfalara bu kadar güzel öykü yazacağını tahmin etmediydim,beni oldukça şaşırttı.Yer yer karamsar olsa da aynı zamanda umudu da bünyesinde taşıyarak insanın zıtlıklarla beraber olduğunu yeniden gösterdi bana.Şaşırdık,yeri geldi üzüldük,yeri geldi bağrımıza bastık,yeri geldi oha be ne hayatlar var dedik ve böyle böyle sona geldik.Böyle ben uzun kitaplara gelemiyorum afakanlar basıyor bana efendime söyleyeyim hem kısa olsun hem sürüklesin diyorsanız bence müthiş bir tercihtir.Yazarla tanışmak için de güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum en azından kendi adıma.Saygılar,sevgiler ve selamlar.Üstüne hadi gece tarifesinden torpilli olarak keyifli okumalar :))
84 syf.
·1 günde·10/10
Bu kitabı bugün satın aldım ve az önce bitirdim. Kısa 80 sayfalık bir romandı fakat bende etkisi büyük oldu. Agota Kristof çok bilinmeyen bir yazar olmasına rağmen yazın tarzı olarak Camus 'ya benzettim. En az onun Yabancı romanı kadar etkileyiciydi bence. Kurgusu ve çevirisi gerçekten başarılıydı. Yazarın hayatından izler taşıyan bu kısa romanı en kısa sürede okumanızı öneririm.
84 syf.
Kısa ama acayip bir kitap. Beğenip beğenmeme konusunda şüphelerim vardı ve bunun için de orta derece bir puan vermeyi tercih edeceğim sanırım.
Tobias, köyde orospuluk yapan annesi ile yaşar. Geçimlerini de bu şekilde ve bazen de hırsızlıkla sağlarlar. Çocukluk anılarını da bu durum işgal eder. Haliyle, çocukluk travmaları, geleceğini de şekillendirir. Geçmişine dair her şeyden kaçsa da, adını değiştirse de, hayata zaten yenik başlamıştır ve bu durum devam eder. Geçmişten getirdiği ve unutmak istemediği ise tek bir şeydir: Line.
Sandor'un yani Tobias'ın rüyaları acayip şekillerde. Bunu yaşadıklarına bağlamak mümkün ve haliyle bu rüyalar (ya da hayaller) da karmaşık ve kasvetli. Bunun yanında hayatı da gerçek olacak kadar sıkıcı ve tekdüze. Çevresindeki insanlar hep kaybedenlerden ibaret, ilişkiler ise hep çarpık. Line karşısına çıktığında, acaba çıkmasaydı ve sadece bir hayal olarak kalsaydı daha iyi olur muydu diye düşündüm, lakin bazı şeyleri aşmanın en etkili yolu, onunla yüzleşmek. Bunu tekrar hatırlattı kitap. Finali ise olması gerektiği gibiydi belki de...
84 syf.
Çok kısa olmasıyla birlikte, okuru içine çekmeyi başarabilen bir kitap olmuş. İtiraf etmem gerekirse, hikayenin nasıl gelişeceğini ve sona ereceğini merak ettim okurken. Beklentinizi çok yüksek tutmazsanız, boş zamanınızda okuyabileceğiniz bir roman olduğunu söyleyebilirim.
84 syf.
·Beğendi·10/10
Agota Kristof' un okuduğum ilk kitabı. " Dün" keşke bu romanı ve yazarını daha önce tanısaydım diyeceğiniz türde bir kitap. Geç kalınmış kitapları bitirdiğimde hep sevinmişimdir.
84 syf.
·Beğendi·10/10
Kendi ülkenizde herkesin size hitap ettiği isminiz başka bir ülkede mülteci olduğunuzda değişir. Kısacık fakat oldukça sarsıcı bir kitaptı.
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
sayfa 78
"Karanlık gölün kıyısında durdum. Bir gölge geçiyordu bakışlarını bana dikmiş. Yoksa bu sürekli yinelediğim şiir miydi, yoksa müzik miydi? Hatırlamıyorum, boşu boşuna hatırlamaya çalışıyorum. Korkmuştum. Koşarak kaçtım."

Otobüsten üç durak önce indim. Yağmur yağıyor, sert bir rüzgar esiyordu. Sık, uzun ağaçlar arasından tepeye çıkmaya başladım. Orman içinde kayboldum. Yüz üstü yere bıraktım kendimi. Çamur göz çukurlarıma, burun deliklerime, ağzıma doldu.
84 syf.
·5 günde·3/10
Agota Kristof'un özel bir okuyucu kitlesi olduğunu düşünüyorum. Ve bu kitleden özür dileyerek başlamak istiyorum. Yazılan her özgün eser benim için çok değerli. Bu kitabı okuduğum yorumlar ve tavsiyeler doğrultusunda okumaya karar verdim. Beş günde, birer saatlik zaman dilimleri içesine yayarak, toplam beş saatle bitirdiğim kitap, beklentimin fazlasıyla altında kaldı. Öncelikle, keskin ve net cümleler beni fazlasıyla rahatsız etti. Kitap okurken konu harici; anlatım, betimleme, benzetme... gibi unsurlar bir okuyucu olarak benim için önemli. Bu açıdan kitap bana bunlardan tamamen uzak bir şekilde yazılmış izlenimi verdi. Konuya gelince, benim için merak uyandırıcı olmadı. Bitirmek için heyecan duymadım. Bittiği zaman ise pek şaşırmadım. Kitabı birkaç kelime ile özetleyecek olursam, benim için duygusuz, cansız, renksiz ve çok sıradandı.
"Kimi zaman iş için mi yaşadığımı yoksa yaşamak için mi işe gittiğimi düşünürüm.

Ne yaşam ama?
Yemekten sonra ya evden getirdiğim kitabı okurum ya da satranç oynarım. Yalnız başıma. Diğer işçiler kâğıt oynar, bana bakmazlar.
Agota Kristof
Sayfa 29 - Yapı Kredi Yayınları 1.Baskı Nisan 2011
Genellikle yazma işini kafamın içinde yapıyorum. Daha kolay oluyor. Kafada her şey sorunsuzca işliyor. Ama yazmaya başlanıldığı an düşünceler dönüşüyor, şekil değiştiriyor ve her şey yanlış oluyor. Sözcükler yüzünden.
Agota Kristof
Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dün
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750819957
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tobias önemsiz bir ülkenin ismi olmayan bir köyünde doğmuştur. Annesiyle yokluk içinde yaşar. Annesi köyde dilenir; un, mısır veya süt karşılığında erkeklerle yatar; tarlalardan, bahçelerden meyve sebze toplar, bazen de çiftliklerden tavuk çalar. Küçük Tobias bir gün annesi bir erkekle yatarken ikisini de bıçaklar ve köyünden, ülkesinden kaçarak başka bir ülkeye sığınır. Yeni bir ülkede yeni bir hayata başlar. Adı artık Sandor Lester’dir. Bir fabrikada işe girer. Yazar olma hayalleri kurar. Ama ilkokuldaki kız arkadaşı Line’i unutamaz, onun bir gün yanına geleceğini umut eder... Ve günün birinde Caroline’le karşılaşır...
Agota Kristof, “Büyük Defter – Kanıt - Üçüncü Yalan” üçlemesinin ardından bu kez okuru “Dün”de baş döndürücü bir hikâyeye davet ediyor.

Kitabı okuyanlar 59 okur

  • Muhibb-i Kitap
  • Epilog
  • Franz Kafka
  • Ebru Ince
  • Burak kılınçarslan
  • Alp Kaan Kara
  • Elanur Sarı
  • Cemre İrfanoğlu
  • Ekrem Özkara
  • ismail

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.1 (4)
9
%30.3 (10)
8
%18.2 (6)
7
%12.1 (4)
6
%12.1 (4)
5
%3 (1)
4
%3 (1)
3
%6.1 (2)
2
%3 (1)
1
%0