Gönderi

Tüm İnsanlık Adına Yazılmış Tam Bir Baş Yapıt
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 15:47
GİRİŞ "Hayat nedir ? Acılar Vadisi. Dünya nedir ? Hissiz insan kalabalığı." 19.yüzyıl Rus edebiyatının en önemli yazarlarından birisi olan Nikolay Gogol, Rusya'nın kokuşmuş bürokrasi sistemini, toplumun gerçek yüzlerini ve devlet yönetiminin eksik yönlerini eleştirel bir bakış açısı ile eserlerinde yer vermektedir. Sadece Rusya'da değil, tüm dünyada edebi saygınlığa sahip olan Gogol, eserlerinde sınıfsal açıdan burjuva insanları yerine sıradan insanlara yer vermiş, böylece her bir okur kitaptaki karakterler ile empati kurarak, kendi günlük hayatı ile özleşleştirmiştir. Nikolay Gogol, 1809 yılında Ukrayna'nın Soroçinski köyünde dünyaya geldi. Bazı eserlerinin esin kaynaklığını yapan ve yaşadığı coğrafya olan Kazaklar sebebiyle hayatının önemli bir bölümünü burada yaşayarak geçirmiştir. Babası amatör olarak tiyatro oyunları yazıyordu ve Gogol'ün tiyatroya olan ilk deneyimleri babasını izlerken olmuştur. Hayatının ileri safhasında kazak kültürü ve çocuklukta yaşadığı birçok olay vesilesiyle birçok eser yazmış, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Dünyaca ünlü bazı eserleri şunlardır; Palto, Burun, Portre, Bir Delinin Anı Defteri, Taras Bulba, Müfettiş. Gogol, hayatının belirli önemli bir zamanında Rusya'nın Petersburg şehrinde geçirmiştir. Burada çeşitli devlet kurumlarında görev yapmış ve en yakın dostu olan yazar Aleksandr Puşkin ile bu şehirde tanışıp beraber edebiyat sohbetleri gerçekleştirmiştir. Eserlerinin bazılarına esin kaynaklığı yapan bu şehir, özellikle yakın dostu Alexandr Puşkin'in Gogol için Ölü Canlar'ı yazma fikri vermesi onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Gogol eserlerinde hiciv trajik grotesk ve fantastik öyküler ve tiyatro yapıları kaleme almıştır. Gogol'ün eserlerinde en çok kullanıldığı yazım türü olan "Grotesk" dediğimiz edebi yazım türüdür. Yani eserinde absürt derecede gerçek dışı bir olay verip okuyucu hem bu hikayenin gerçekçiliğinden rahatsız olmasına ve hem de bu duruma gülüp kahkaha atmasına sebebiyet vermesidir. Aynı zamanda Gogol, bu yazım türü ile birlikte okuyucuya farklı bir perspektiften baktırarak olayı realist bir bakış açısında sunar. Böylece okuyucu hikâyeden dönemin görülmeyen arka yüzünü komik bir dille öğrenmiş olur. Dönemin görülmeyen arka planında; yozlaşmış bürokrasiyi, rüşvet, çıkarcılık, arkadan iş çevirme, sahtekarlık, dolandırıcılık ve toplumun anlatılmayan yönlerini realist bir bakış açısıyla eserlerinde anlatmaktadır. Buna bağlı olarak dönemin yozlaşmış Rus devlet düzenini ve toplumun kötü taraflarını belki de en iyi şekilde anlatan, konusunu Aleksandr Puşkin'den aldığı gerçekte yaşamış bir dolandırıcı hikayesine dayanan ve Gogol'ün başyapıt eserim dediği 1842'de yayınlanan "Ölü Canlar" romanı sadece Rusya'yı etkilemekte kalmamış, dünyanın sayılı edebiyat eserlerinden biri olmuştur. İlk yayınlandığında "Çiçikov'un Maceraları" ya da "Ölü Canlar" başlığı adı altında okura sunulmuştur. Gogol ölü canları üç cilt olarak yazmayı planlamış, ikinci ve üçüncü cildinde Rusya'nın iyi olan taraflarını göstermeyi amaçlamıştır. Ne yazık ki ikinci dili tamamlayamadan geçirdiği bunalımlar ve psikolojik rahatsızlıklardan ötürü elindeki yazıları yakmıştır. İkinci cildin bazı parçaları kurtarılarak editörler eşliğinde kitabın devamı olarak basılmıştır. Buna istinaden Ölü Canlar incelemesi, ikinci cilt tam olarak tamamlanamadığı için birinci cilt üzerinden esas alınarak yapılmıştır. Ölü Canlar, kısaca bakıldığında Çiçikov adında sıradan birinin Rusya'nın belirli bazı yerlerini köy köy kasaba kasaba dolaşarak toprak ağalarından resmi kayıtlarda yaşıyormuş gibi görünen canları (köylüleri) kendi nüfusuna kaydettirmek ister. Bunu yaparken toprak ağalarına reddedemeyeceği bir teklif sunar. Teklif ise şudur: Resmi olarak yaşayan ama ölü olan bu köylüleri üstüne kaydettirerek onları vergi yükünden kurtarmaktır. Her bir toprak ağası bu teklife karşı kendi karakteri üzerinden bazı hâl ve hareketler sergiler. Bu gösterdikleri kişilikler sebebiyle adeta Rusya'nın panaromasını resmetmiştir. "ÖLÜ CAN" NEDİR ? Can sözcüğünün anlamına bakacak olursak eğer, toprağa bağlı köylü anlamına gelmektedir. Rusya'da o dönem hala toprak köleliği (serflik) sistemi vardı ve her toprak kölesine "Can" denirdi. Bu canların başında ise toprak ağaları vardı. Can sayısı üzerinde yaşayan toprakların büyüklüğünü göstermektedir. Bazı toprak ağaları iki bin, üç bin can'a sahip olabilmekteydi. Yani aslında toprak sahiplerinin ne kadar çok can'a sahipse o kadar mali mülkü ya da serveti vardı. "İçinde bütün bütün Rusya'yı bulmak mümkün olacak. İlk önemli eserim olacak ve adımı unutulmaktan kurtaracaktır." İşte böyle diyordu Ölü Canlar üzerine Nikolay Gogol. Gerçekten de öyleydi romanın içinde Rus toplum yapısının birçok taraflarını görmekteyiz. Bunların en başında özellikle birinci ciltte yer alan bazı unsurlar şunlardır; eğitimdeki aksaklıklar, kokuşmuş bürokrasi, rüşvet sınıfsal farklar ve dolandırıcılık. Şimdi bunların hepsini hikâyedeki karakterler üzerinden ayrı bir şekilde inceleyelim. Romandaki Karakterler ve Hikâyenin Başlangıcı Romanın başlıca en önemli kahramanları şunlardır; Çiçikov (baş kahraman), Manilov (Toprak sahibi), Koroboçka (Onuncu dereceden bir memurun dul eşi, çiftlik sahibi), Nozdrev (Toprak sahibi), Sobakeviç (Toprak sahibi), Plyuşkin (çiftlik sahibi). Ölü Canlar'ın hemen ilk birkaç sayfasını çevirdiğinizde Nikolay Gogol'ün, okurlara bir not bıraktığını göreceksinizdir. "Kim olursan ol, ey okur, ister yüksek tabakadan önemli biri, ister basit halk arasından, sıradan biri ol." Gogol, bu notunda Ölü Canlar'ın aslında ne anlama geldiğini, kimlere hitap ettiğini ve kitabın amacının ne olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. İsterseniz basit, sıradan biri olun, isterseniz lüks hayatı yaşayan birisi olun. Bu kitap herkese hitap eden bir hikâye olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Ölü Canlar romanının ilk sayfalarından itibaren göze çarpan ilk unsur bir yolculuk hikâyesi olacağıdır. Roma'nın baş kahramanı Çiçikov ne yaşlı ne de genç bir görünümü vardır. "N" kentine troykası (üçlü at arabası) ile giriş yapan kahramanımız ilk önce bir han'a gelir ve ertesi gün kentin valisi ile görüşmeye gider. Çiçikov'un iki tane hizmetlisi vardır. Bunlar: Selifan adında at arabacısı, bir de Petruşka adında daha çok yemeğinden giyimine kadar sorumlu olan bir hizmettedir. Çiçikov'un amacı ise şehirdeki ileri gelen insanlarla tanışıp onların nüfus kayıtlarında yaşıyormuş gibi görünen canları satın almaktır. Toprak sahiplerinin birçoğu bu ölü canlar yüzünden devlete Ölü Can sayısı kadar vergi ödemektedir. Romanın ilk bölümlerinden itibaren görülen ve son ana kadar devam edecek bazı çok önemli unsurlar vardır. Çiçikov, bu ziyaret edeceği her bir toprak sahibi insanlar aslında Rusya'nın yozlaşmış bürokrasisini, rüşveti ve bunun gibi düzenbazlıkları ülkenin içinde bulunduğu kötü durumu anlatmaktadır. Ayrıca ziyaret esnasında karakterlerin kişilik özelliklerine göre mekan tasvirleri ve betimlemeleri o kişinin yüzünü yansıtmaktadır. Örneğin bir toprak sahibi; çıkarcı kumarbaz kaba saba biri ise mekanın tasviri ona göre şekillenmektedir. Veya diyelim ki sert ve heybetli bir tipse, o kişinin bulunduğu ev, sağlam maun ağacından yapılmış bir kapı, bir pencere ya da bir oda olarak tasvir edilir. Hikâyede dikkat çeken bir durum ise Nikolay Gogol’ün vermiş olduğu karakter isimleri ile o kişinin özelliklerinin birbirleriyle bağlantılı olmasıdır. Örneğin "Nozdrev" karakterinin ismi "Nozdrya" sözcüğünden türetilmiş olup Rusçada "burun deliği" anlamına gelmektedir. Nozdrev, hikâyede her şeye burnunu sokan, hovardalık yapan birisidir. Hikâyedeki bir diğer karakter olan Manilov, Rusçada "Manilovişna" olarak geçmektedir. Türkçeye ise "Manilovluk" olarak bilinen bu durum, "hayalci, pasif, fazlasıyla saf" anlamına gelmektedir. Burada önemli bir nokta ise Gogol'ün verdiği karakter isimleri rastgele değil de detaylı bir şekilde düşünülerek hazırlanmış ve Rusya'nın aslında bu çökmekte ve geride kalmış özelliklerini en detaylı bir şekilde yansıtılmasını amaçlamıştır. "Rus insanı böyledir işte: Rütbesi kendinden yukarıda olan biri hakkında bilgi sahibi olmayı pek sever: bir kont ya da prensle yalnızca şapkalar çıkarılarak selamlaşma düzeyinde ki bir tanışıklık bile bir takım dostluklardan üstün tutulur." Gogol Ölü Canlar'ı yazarken yalnızca bir kahraman hikâyesi değil, Rus toplumunun adeta aynası gibi bir eser yazmaya çalışmıştır. Nitekim arkadaşlarına yazdığı şu mektupta açıkça görülür: "İçinde bütün Rusya'yı bulmak mümkün olacak." ifadesi ile eserinde yalnızca olay örgüsü değil, toplumun pek anlatılmayan ya da normal kabul eden ama önemsizmiş gibi atfedilen özelliklerini Ölü Canlar romanında görmek mümkündür. Kendinden yüksek rütbeli bir insanın sadece çok az tanışıklık olması bile onu diğer yakın dostlarından üstün tutması, Rus insanlarını diğer toplumlardan ayırabilen ilginç bir özelliktir. Ayrıca bu, toplumun sınıfsal olarak birbirinden farklı bir yapıda olduğunun işaretidir. Çiçikov, Toprak Ağalarını Ziyaret Etmeye Başlar Çiçikov'un ilk ziyaret edeceği toprak ağası Manilov'dur. Manilov, hikâyede; saflığı, iyiliği ve hayalperestliği temsil eder. Manilov, kitapta karşılaşılabilecek en temiz insan tipi olabilir. Ayrıca bir yandan tembel, faydalı bir işte uğraşmayan birisidir. Gogol, bu karakter üzerinden Rus insanının bir başka bir tarafını hiciv eder. Gogol'ün eleştirdiği asıl kısım hayalperestlik ve dikkatsizliktir. Çiçikov'un ziyaret ettiği bir diğer toprak sahibi daha doğrusu çiftlik sahibi olarak da bilinen Koroboçka adında bir kadındır. Koroboçka bir de kocası tarafından ona atfedilen bir ünvan taşımaktadır. Çarlık Rusyasında kadınlar kocalarının ünvanlarını taşıyabiliyordu. Örneğin generalin eşine "generalşa" deniliyordu. Koroboçka da kocası sekreter olduğu için kendini "sekreterşa" diye adlandırmaktadır. Gogol'ün Ölü Canlar'da anlattığı tipik Rus insanın bir örneği ise Koroboçka'dır. Bu karakterin belirli en bilindik özelliği ise oldukça inatçı ve asla bitmeyen karamsarlığıdır. "Kafasına bir şey koymaya görsün hiçbir güç onu oradan çıkaramaz. İstediğin kadar yadsınamaz kanatlar öne sür, lastik topun duvardan sekip geri dönmesi gibi hepsi sana geri döner." Gogol'ün Koroboçka karakteri üzerinden Rus toplumunun inatçı ve aşırı karamsar özelliği dışında bahsettiği önemli bir durum ise, Rus insanlarının karşısındakine göre eğer farklı bir statüye sahipse ona göre konuşmasını değiştirmesidir. Çiçikov'un bir sonraki adresi ise "Nozdrev" adında bir toprak sahibidir. Nozdrev, hikayede Her işte burnunu sokan, kaba saba, kumarbaz, içkiye düşkün ve hiçbir ahlaki olarak iyi bir özellik göstermeyen tiptir. Tam da ismine yakışır bir şekilde (Nozdrya) hikâyede her işe burnunu sokan yani "burun deliği" anlamına gelmektedir. Karakterine uygun bir tip olarak, bir gün orada bir gün başka bir yerde hovardalık yapan, gezmeye düşkün, insanlarla çabuk kaynaşan, sözünü asla esirgemeyen, beş dakikada tanıştığı bir tiple sanki yüz yıldır tanışıyormuş gibi muameleler eden bir birisidir. Gogol'ün gerçekçi karakter yazma açısından belki de görüp görebileceğiniz en iyi yazarlardan birisi olabilir. Bu bakımından Nozdrev günlük hayatta karşılaşabileceğiniz en tipik bir insandır. Bir gün bir bakmışsınız sizinle dünyanın öbür ucuna kadar gidermiş gibi konuşmalar yapar. Bir gün bir bakmışsınız dün tanıyor olsanız bile sizi anında unutabilen bir tiptir. Nozdrev karakteristik özellikleri çevresiyle uyumlu bir şekilde tasarlanmıştır. Sahip olduğu ev ve yaşadığı köyün çevresi kendi karakterine uygun betimlemelerle uyum içindedir. Etrafı çamurlu yollar içinde çıkılmaz yollarla doludur. Gogol, aslında burada yaptığı betimlemelerle sadece karakter üzerinden değil verdiği çevre detayları ile birlikte Rusya'nın toplumsal olarak çöküşte olduğunu, yozlaştığını okuyucuya detaylı bir şekilde aktarmaya çalışmaktadır. Çiçikov'un ziyaret ettiği bir diğer toprak ağası ise Sobakeviç'tir. Kahramanın adı Rusçada "Sobaka" sözcüğünden gelmektedir. Sobaka "köpek" anlamına gelmekte olup, karakterin fiziksel görünümü ile daha çok ayıya benzediği görülmektedir. Gogol Sobakeviç'i onun yaşadığı malikaneyi betimlerken karakterin fiziksel özellikleri ile yaşadığı yeri arasında bir benzerlik kurmuştur. Ev sağlam yapılı kalaslarla çevrili ve son derece düzenlidir. Sobakeviç, ünlü Yunan ve Rus komutanların portreleri bulunmaktadır. "Ölü Can mı lazım size ? diye sordu Sobakeviç, ekmekten söz eder gibi, öyle sakin, öyle sade, öyle soğukkanlı. Evet dedi Çiçikov ve sözü yine yumuşattı: artık var olmayanlar." Çiçikov'un "var olmayanlar" diye söyleyerek ölü canlarının varlığını ve ruhunu, sanki onları çok fazla düşünüyor, onların hatıralarına saygı duyuyormuş gibi bir ifade olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak burada onlar hakkında ne kadar iyi bir şey söylerseniz söyleyin bir şey fark etmeyecektir. Çünkü bir insanın varlığı da yokluğu da onların ne kadar iyi bir hayatları da olsa öldükten sonra unutulup hafızalarından silinmesidir. Bir de burada iki karakterin ölü canların alım satımı meselesi görüşülmesi de, bu durumun ne kadar absürt derecede tuhaf bir hal aldığını göstermektedir. Çünkü o insanlar hayatını yaşarken kendilerine ait fikirleri ve düşünceleri vardı. Şimdi ise kendi ölü bedenlerinin varlığının satılıyor olması, onların ölü iken bile bir şeye mal ediyor olması, bir insanın ne kadar ilginç ve ne kadar ileri gidebileceğinin resmiyeti gibidir. Sobakeviç'in karakteristik özelliklerine bakacak olursak hayatı boyunca en değersiz malı bile kendisine en faydalı çıkaracak bir şekilde alması ya da onu satmasıdır. Bu bağlamda siz bir okuyucu olarak ölü canların pazarlığı konusunda Çiçikov ile Sobakeviç arasındaki konuşmaları varın siz düşünün. Rusya'nın adeta bir panoraması gibi çizilen Ölü Canlar, Gogol'ün Sobakeviç'i bu panorama'da resmederken, bir insanın hayatı boyunca ne kadar aciz bir şekilde cimri olacağını bu portrede kolaylıkla inceleyebilirsiniz. Çiçikov'un bir diğer ziyareti ise Plyuşkin adında bir çiftlik sahibiydi. Plyuşkin'i ziyaret edeceği sırada çevresindeki köy evlerine dikkatlice bakan Çiçikov, evlerin ne kadar yıkık dökük olduğunu fark etmiştir. Gogol, burada aslında Rus insanını anlatırken, çevresiyle karakteri arasında bir benzerlik kurmuş olur. Dikkat çekici durum ise Gogol toprak ağalarının karakterlerini anlatmadan hemen önce çevre ile başlar. Bu, aslında okuyucuya önceden karakterin nasıl bir şeye benzeyeceği ile ilgili bir uyarı niteliği taşır. Yani karakterden önce bir zemin hazırlığı vardır. Bunu aynı bir binanın temelini sağlamlaştırması gibi düşünebilirsiniz. Bir bina yapılmadan hemen önce temeller iyice sağlamlaştırılır, zemin kazma işlemi yapılır ve daha sonra kolonlar zemine oturturlur. Ayrıca ilk önce çevre ile başlanması, insanın hafızasında kalıcı izler bırakarak olayı daha da derinleştirir. Çünkü insan beyni daha çok görsel odaklıdır ve çevreyi ne kadar detaylı bir şekilde öğrenirse olayı da karakteri de iyice hafızasında yer etmiş olur. "Evlerin hepsinin son derece eski oluşu dikkat çekti Çiçikov'un: Keresteler kararmış, çürümüştü, çatılar kalbur gibi delik deşikti, kimi çatıların yalnızca ana atkısıyla iki yanda kaburga gibi bir iki tahtası kalmıştı." Bu durumu daha iyi anlamak ve olayı daha da derinleştirmek adına Plyuşkin'e burada bir virgül koyup, Çiçikov ile Koroboçka'nın tanışmasından hemen önceki küçük bir olayı anlatmamız okuyucu için de daha iyi olacaktır. Ayrıca aynen Gogol'ün de yaptığı gibi bu incelemede de buna benzer detaylar vererek hikâyenin akılda kalıcılığını daha çok arttırmak hedeflenmiştir. "Araba yana döndü, öyle döndü ki araba iyice yana yattı. Çiçikov çamura düştü elleri, bacakları çamurlandı... O sırada efendisi (Çiçikov) çamurla boğuşuyor, çamurun içinde doğrulmaya çalışıyordu." Gogol burada aslında Çiçikov'un yaşadığı bu ani kazayı anlatmaktan çok, Rusya'nın nasıl bu kadar toplumsal açıdan yozlaştığını ve çamuru kullanarak nasıl kötü bir yola doğru gittiğini anlatmaya çalışır. Çamurlu yol ya da çamura bulaşma burada aslında bir metafordur. Yazarın verdiği çevre detayları ve metaforlar aslında olayın resmiyeti açısından çok önemlidir. Buradaki amaç, insanın hafızasında daha çok yer etmesine ve karakteristik olarak çevre ile karakterin benzerlik kurulması hedeflenmiştir. Ayrıca bu yaşanan olay, karakterle tanışmadan hemen önce olması ise olayı daha da ilgi çekici ve önemli kılmaktadır. Şimdi tekrardan Plyuşkin'e dönebiliriz. Bir çiftlik sahibi olan Plyuşkin, Rusya'nın kötü olan taraflarından sadece bir bölümüydü. Dış görünümü belki de toprak ağaları ve çiftlik sahipleri arasında en ilginç görüntüsü olan tek kişiydi. Kıyafeti oradan buradan bulunan bez parçalarının bir birleşim gibi bir hali vardı. Dilenci gibi bir görünümü olan bu sefil haldeki karakterimiz, çevresi tarafından *"Yamalı"* lakabı takılmıştır. Plyuşkin'in garip bir özelliği vardı ve belki de görüp görebileceğimiz en tuhaf alışkanlıklardan biri olan eşya biriktirme hastalığıydı. Plyuşkin çevresinde gördüğü neredeyse her eşyayı işe yarayıp yaramamasına bakmaksızın evine getirip bir yığıntı şeklinde odaya koymasıdır. Psikolojide bu duruma "İstifleme" olarak da bilinen bir psikolojik rahatsızlık, kişinin sahip olduğu eşyaları elden çıkartmakta veya onlardan ayrılmada ciddi oranda zorluk yaşamasıdır. Kişi, zihninde ona ihtiyacım olacak düşüncesi ile sürekli eşya biriktirip, günlük hayatında büyük oranda zorluklar yaşamasıdır. Yine gerçekçilik bakımından bir karakter yaratma olarak bakıldığında, gerçekten çevremizde dahi bu gibi tiplerle karşılaşmak mümkündür. Burada asıl ilginç olan durum ise bu kitap 19. yüzyılda Rusya'nın toplum yapısını anlatırken, devrin özelliklerine bakıldığında günümüz açısından fazla eşyaya gerek duyulmayan bir devirden söz etmekteyiz. Gogol'ün anlattığı bu olay her ne kadar kurgu olsa da, toplumun bu kötü yanlarını gösterirken kendi halkının panaromasını iyi bir şekilde yansıttığı kabul edilen "Ölü Canlar" romanının bu bölümünde, yıllar sonra bile sadece Rusya'da değil, günümüzün birçok ülkesinde bu hastalıktan muzdarip birçok insanın yer alması ve işin daha ironik kısmı ise o zamandan beri hâlâ devam ediyor olması gerçekten çok tuhaf ve ilginç bir ayrıntı olmuştur. "Onu böyle ganimet peşinde dolaşırken gören köylüler: "Bizimki gene balık avlamaya çıkmış!" derlerdi. Gerçekten de onun dolaştığı sokakları temizlemeye gerek kalmazdı. Yolu oralardan geçen bir subay mahmuzlarını mı düşürdü mahmuzlar hemen malum yığında yerini alırdı." Belki bir gün işe yarar umudu ile sırf bir eşyayı para vermemek için, insanın düştüğü şu hale bakın! Cimrilik bu dünyada görüp görebileceğiniz en çirkin davranışlardan biridir. Çünkü sadece kendi varlığınızı, kendi öz benliğinizi ve etrafınızı da ona göre şekillendirip, sadece bu dünya için ve sadece kendiniz için bir şeyler yapıp düşünürsünüz. Oysa insanların asli olarak görev veya sorumluluk olarak yapabileceği en iyi şey birbirleriyle etkileşime girerek en iyi yaptığı şeyi yani kişisel olarak her bir bireyin yapabileceği en iyi şeyi ortaya koymasıdır. Bir insanın cimriliği seçmesi onu o dünyadan kendine soyutlamasına sebep olur. Bu şekilde yaşamaya çalışan her kimse insanlık adına büyük suçlar işlemiş olur. Bu suç belki de birini öldürmek ya da buna benzer suçtan daha az ehemmiyetli gibi görünse de aslında büyük resme bakıldığında insanın benciliği kadar kötü bir şey yoktur. Önceki karakterleri anlatırken Gogol'ün çevre detaylarıyla karakterlerin mizaçları arasında bağlantılı olduğunu daha önce söylemiştik. Plyuşkin de ise yine aynı durum söz konusudur. Fakat burada biraz daha ilginç bir durum var. Plyuşkin'in komşusu onun tam tersi birisidir ve tam anlamıyla cömert paylaşımcı, yardımsever birisidir. Onun evinde balolar, tiyatrolar düzenlenir. Evi ise saraylar gibidir. Çok temiz, bakımlı, düzgün bir eve sahiptir. Hayatı bu kadar dolu dolu yaşayan komşusu, Plyuşkin'in durumunu daha da aciz göstermektedir. Gogol aslında burada yine çok önemli bir şeye parmak basmaktadır. Plyuşkin'in komşusunun tam tersi kişiliğe sahip olması, olayın karşılaştırma olarak anlatılması bakımından daha da iyi bir şekilde resmetmektedir. Çünkü bir tarafa baktığınızda acizliğin, cimriliğin ne kadar kötü bir şey olduğunu ve bir tarafa baktığınızda ise cömertliğin, iyiliğin ve yardımseverliğin ne kadar iyi bir şeye sahip olunacağını göstermiştir. "İnsan nasıl böyle küçülebilir, alçalabilir, bayağılaşabilir ? Böylesine değişebilir mi insan ? Gerçeğe benzer bir yanı var mı bunun ? Evet, hem de çok ! Her değişim olabilir insanda, her şeye benzeyebilir insan!" Bazı insanlar gerçekten hiç değişmez. Gençken nasılsa yaşlı hali de öyledir. Hatta bunun için çok da güzel bir söz vardır. "İnsan ölür ama ruhu ölmez." Bazı insanların fıtratı gereği, ölene dek hep aynı kalmaya mahkûmdur. Böyle olmalarının sebebi ise yaşadığı çevre koşulları, gördüğü eğitim ya da hayatta karşılaştığı insanlar yüzünden bu şekilde kalabilmektedir. Bazen de gerçekten de fıtratı gereği böyle olabilir. Plyuşkin'in yaşadığı bu olay ise aslında tam olarak budur. "Tatlı gençlik yıllarından, ileri yaşların sert katı yıllarına giderken tüm insancıl eğilimlerinizi, duygularınızı yanınıza almayı unutmayın, yolda bırakmayın onları, sonra yerlerinden kaldıramazsınız. Hemen ileride sizi beklemekte olan yaşlılık korkunçtur, hiçbir şeyi geri vermez! Mezar bile ondan daha merhametli, daha lütufkârdır, "Burada insan gömülüdür!" diye yazar çünkü mezarın üzerinde; ama yaşlılığın insanlıktan çıkmış, soğuk, duygusuz çizgilerinde okunacak hiçbir şey yoktur." İnsan hayatının ilk adımlarında, çocukluğun o masum zamanlarında iken, ne kadar iyi, ne kadar da insancıldır. Lakin insan büyüdükçe hayatına yeni insanlar, yeni çevreler ve hiç istemediği ortamlar gereği bir takım değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişiklikler neticesinde geriye dönüp bakıldığında o kadar çok şey değişmiştir ki artık ilk halinden eser kalmaz. Tüm insancığın duygularımızı eğilimlerimizi yaşlılığa kadar taşıyıp bu dünyadaki göre ve sorumluluklarımızı unutmamamız gerekir. Bir insanın bu dünyada yapabileceği en iyi şey ölmeden önce çevresini en faydalı olacak şekilde yaşamasıdır. Bu dünyadan gittiğinde dahi çevresine ve insanlara bir şeyler bırakıp gitmesi veya insanlara faydalı bir şey yapması, icat etmesi ya da elle tutulur bir şeyler olması gerekmektedir. Örnek olarak kitap yazması olabilir. Eğer sadece öylesine bir yaşantı ya da sadece kendisini mutlu etmek için yaşadıysa mezar taşında *"burada birisi yatmaktadır"* diye yazar. Bu yazıdan daha fazlası ise insanların hatıralarındadır. İnsanların hatıralarında ne kadar kalıcı bir şekilde, iyi bir şeyler yaptıysak o zaman bu dünyadaki sorumluluklarımızı tamamlamışızdır. Bu görev ve sorumluluklarını tamamlamış olan insanlar, bu dünyada değilken bile hâlâ yaşayan ama bu sırada bilinçsiz, duygusuz, cimri, bencil, kendini beğenmiş ve sahtekar olan insanlardan daha lütufkârdır. İnsancıl değerlerimizi ne kadar iyi bir şekilde muhafaza edebilirsek, bu dünyada değilken bile bir hatıradan daha fazlasını yaşatabilir ve ölümsüz olabiliriz. Ölü Canlar Hikâyesinde Çiçikov'un Önemi Gogol, Çiçikov karakterini yazarken aslında arka planda onu tüm Rus toplumunun gerçek yüzünü göstermek amacıyla adeta ayna gibi kullanır. Hikâyedeki Rusya'nın panorama'sını çizen ressam aslında Çiçikov'dur. Karakterin dış görünümü bakımından pek de sıra dışı bir durumu yoktur. Kendisi ne yaşlı ne de gençtir. Kıyafeti son derece temiz şık ve modaya uygun kıyafetlerdendir. Karşılaştığı insanlarla gayet kibar, nazik ve güzel konuşur. Çiçikov, bu şekilde insanların gözünde çok da önemli biri değilmiş havası vererek rahatça istediğini elde etme politikası güder. Çiçikov'un amacı bölgedeki toprak ağalarını ziyaret ederek, Ölü Canlar'ı kendi bünyesine katmaktır. Fakat bu ölü canları tam olarak ne yapacağı büyük bir meçhuldür. Hikâyenin en başından sonuna kadar bu gizem havası, okuyucuda büyük bir merak uyandırır. Ayrıca verilen bu gizem havası ile birlikte karakterin sıradanlığı arasında iyi bir bağlantı vardır. Bu yazarın bilerek ve düşünülerek yaratmış olduğu bilinçli bir tercihtir. Çünkü bu şekilde büyük bir belirsizlik havası yaratılmış olur. Ayrıca okuyucu karakterin tam olarak neden böyle bir şey yaptığını merak eder ve hikâyedeki olan o sürükleyici tonu sonuna kadar devam ettirir. Gogol'ün Hikâyede Kullandığı Yazım Türü Gogol'ün eserlerinde kullandığı yazım türleri şunlardır; Grotesk, hiciv, edebi söyleşi, küçük insan, folklorik. Gogol, Ölü Canlar'da en çok kullandığı yazım türü ise edebi söyleşi olarakta bilinen, okuyucu ile sanki sohbet ediyormuş gibi bir hava vermektir. Ölü Canlar'ı anlatırken sanki o hikâyeyi bir anda durdurup bir de onun gözünden okumaya başlarız. Ölü Canlar Karakterlerinin Hristiyanlıkta Yedi Büyük Günahı Temsil Etmesi Nikolay Gogol'ün Ölü Canlar romanını yazma sürecinde ona en çok esin kaynaklığı yapan kitap, Dante'nin "İlahi Komedya" adlı eseridir. İlahi Komedya, Dante Alighieri tarafından yazılmış, dünya edebiyatının en büyük epik destanlarından biridir. Kitap üç bölümden oluşur; cehennem, araf, cennet. Gogol'de aynen İlahi Komedya'da olduğu gibi Ölü Canlar'ı da üç cilt olarak planlamıştır. İlk ciltte "Cehennem" yani Rusya'nın kötü yanlarını ve toplumsal olarak nasıl yozlaştığını anlatmak istemiştir. İkinci ciltte ise "Araf" toplumun nasıl arafta kaldığını ve bu durumdan kurtarılacağını anlatmak istemiştir. Üçüncü ciltte "Cennet" yani Rusya'nın iyi ve güzel taraflarını anlatmak istemiştir. Ne yazık ki Ölü Canlar tam olarak bu şekilde tamamlanamadan yarım eser olarak dünya edebiyat tarihine girmiştir. Sadece günümüzde ilk cildin tamamı yayınlanmış ikinci cilt ise yarım kalarak editörler eşliğinde tamamlanmış bir şekilde okurlara sunulmuştur. Gogol'ün Ölü Canlar'ı tamamlayamamasının sebebi ise kendisinin romanı yazdığı dönemlerde, manik depresif kişisel psikolojik rahatsızlığa tutulması ve o dönemde yaşadığı dinsel ritüellerden dolayı, Ölü Canlar'ın ikinci cildini yakmasıdır. Şimdi gelelim Ölü Canlar'ın birinci cildindeki karakterlerin aslında İlahi Komedya'da ki cehennem kitabına da atıfta bulunularak aslında hristiyanlığın yedi büyük günahı temsil etmesidir. Erken hristiyanlık döneminde sistemleştirilen bu yedi günah şunlardır; Kibir (Superbia / Pride), Açgözlülük / Tamahkarlık (Avaritia / Greed), Şehvet (Luxuria / Lust), Kıskançlık / Haset (Invidia / Envy), Oburluk (Gula / Gluttony), Öfke (Ira / Wrath), Tembellik (Acedia / Sloth). Romandaki karakterlerin ise her bir günahı temsilen eşleşmesi bulunmaktadır. Bu eşleşme ise şu şekildedir: 1. Manilov: Tembellik (Sloth) 2. Koroboçka: Cimrilik (Greed) 3. Nozdrev: Öfke ve Kibirlilik (Wrath / Sperbia) -İki günah birden- 4. Sobakeviç: Oburluk (Gluttony) 5. Kasaba Memurları & Plyuşkin: Haset / Kıskançlık (Envy) Burada en önemli ve ana karakterimiz olan Çiçikov'un tam olarak hangisini temsil ettiğini hikâyenin içeriği ile alaklı bilgi ve spoiler vermemek adına burada söyleyemiyoruz. Belkide Çiçikov bu karakterler ile hiçbir alakası yoktur ve hiçbirini temsil etmiyordur ya da belkide hepsini birden temsil ediyor olabilir. Çiçikov'un sıradanlığı sebebi ile hangisine uygun olup olmadığını siz saygı değer okuyucularımızın belirlemesini daha uygun bulduk. Ruslar ve Türkler Arasında Benzerlikler Klasik kitaplara neden klasik deriz ? Bu kitaplar ne yaptı da klasik olmuştur ? İşte bu soruların yanıtını eğer tek bir kitap üzerinden değerlendirme şansına sahip olsaydık eğer, bu kitap kesinlikle Ölü Canlar olurdu. Çünkü bu hikâye günümüz açısından değerlendirildiğinde karakterler bakımından bize en uygun hikâye olabilir. Bir kitabın klasikleşmesi için hangi döneme ve hangi topluluğa yazıldığına bakılmaksızın günümüz insanlarına en uygun bir şekilde bahsediyorsa, o kitap klasik bir kitaptır. Buna bağlı olarak Ölü Canlar karakterlerinin hâl ve hareketleri Türk insanına oldukça benzemektedir. Benzeme bakımından belki de en iyi örnek lakap takma konusudur. Çünkü Rus insanı bu konuda kendini oldukça geliştirmiş, karşısındaki insana baktığı zaman ona en uygun bir şekilde, fazla etraflıca bilgi söylemeden, onun için en uygun lakabı yerleştirebilmektedir. Nitekim kitabın bir bölümündeki alıntı ise bu durumu doğrular niteliktedir: "Bir çırpıda söyleyiveren canlı, ateşli, hazır cevap Rus zekasının ışıldadığı yerlerde adama öyle lakaplar takarlar ki daha sonra o kişinin dudağının şöyle, burnunun böyle olduğunu belirtmek gerekmez, lakabı onun olduğu gibi resmetmeye yeter." Türk insanı da aynen Ruslar gibi lakap takma konusunda oldukça benzer özelliklere sahiptir. Örnek olarak; ten renginden dolayı bir insana "Kızıl", gözlerine sürekli sürme çektiği için "Sürmeli" ve birilerini sürekli ihbar ederek haber verdiği için "İhbarcı" gibi lakaplar mevcuttur. Lakap takma dışında benzerlik yönü bakımından diğer bir durum ise karakterin kişilik olarak hâl ve hareketleri olmuştur. Bu durum her ne kadar tüm dünya insanları adına ortak olsada, Türk insanıda bu darvanışları sergilemektedir. Örnek olarak; Sobakeviç'in cimriliği, Koroboçka'nın inatçılığı, Nozdrev'in hovardalığı ve Plyuşkin'in istifçilik hastalığı. Bu şekilde benzer ve gerçekçi karakterler olması hikayenin klasikleşmesi için en önemli birinci sebeplerden biridir. Okuyucu böylece kitabı bitirse dahi, karakterlerin günlük hayattaki tanıdığı insanlar gibi benzerlik kurabilir ve o kişilere "bak aynı sen de Nozdrev gibisin" diyebilmektedir. Böylelikle kitabın vurgulamak istediği mesajlar dahil her olay akılda daha fazla kalıcı bir şekilde oturacaktır. Gogol, Çiçikov üzerinden Rus toplumuna ve tüm insanlığa haykırışı Ölü Canlar'ın birinci cildinde Gogol, yazım tarzı daha çok didaktik bir şekilde öğütler vererek sanki karşısındaki tüm insanlık adına sesleniyormuşta, kendisininde elinde bir mikrofon varmış gibi konuşmalar yapmaktadır. Bu konuşmaların çoğu Rus toplumunun yozlaşmış ve kötü tarafları olsa da bir bakımdan kendi toplumunu öne sürerek, tüm dünyaya seslenmektedir. İncelemenin bu bölümünde daha çok kitaptaki bu alıntılar üzerinden değerlendirme yapılacaktır. "Şu İnsanoğlu ne biçim yaratıktı ! Kendisi değil de başkalara söz konusuysa eğer, sözleri dinlenir bulunuyor, her konuda akıllıca bilgece laflar ettiği düşünülüyordu." İnsanların hemen hemen hepsi kendisi dışında bir mevzu bahis olduğunda uzun uzadıya bir sürü konu konuşur. Ama gel gelelim konu kendisi hakkında olduğunda, oklar kendine çevrildiğinde susup kalan ya da kendini avutan veya kendinden olmayan şeyleri büyük bir olaymış gibi anlatan, en küçük özelliğini bile mübalağa ederek söyleyen bir varlıktır. "Malum, ölüm ister önemli birine gelsin, ister önemsiz birine, aynı ölçüde korkunçtur." Şu dünyada ister en azılı katil ol, ister sayamayacağın kadar servetin, ister de normal biri ol herkesin ortak bir olayı vardır. O da asla kaçamayacağı sonsuza dek var olacak olan ölümdür. İnsanoğlu doğar, büyür, yaşar, yaşlanır ve vaktiyle bu dünyadan gider. Bu acımasız gerçekliğin karşısında insanoğlu bir hiçtir. Çünkü ne yaparsa yapsın asla kaçamaz. Peki bu gerçeklik karşısında yapılabilecek en iyi şey nedir ? Bu durum her ne kadar kişiden kişiye göre değişen bir durum olsa da, yapılabilecek en iyi şey bu dünyadan gitmeden önce etrafına ve tüm dünyaya faydalı olacak bir nesne, icat ya da en iyisinden bir kitap yazmak olacaktır. SONUÇ Ölü Canlar; dönemin yozlaşmış bürokrasi sistemini, düzenbazlığı, çıkarcı insanların gerçek yüzlerini göstermek amacıyla yazılmış bir romandır. Bu kitap sadece bir karakterin yolculuğunun hikayesi değil, tüm insanlık adına Rus toplumunu örnek göstererek yazılmış gerçekçi bir bakış açısıyla harmanlanmış bir kitaptır. Sadece belirli bir döneme ait bir hikâyeyi anlatıyor gibi görünse de aslında günümüz açısından bakıldığında günlük hayata dair birçok önemli mesajlar içermektedir. İnsanlık var olduğu müddetçe; düzenbaz, sahtekar, yalancı, hilekar ve yobaz insanların varlığı sonsuza kadar sürecektir. İşte bu kitap bu tarz insanların nasıl bu kadar çürümüş ve yozlaştığını anlamak için yazılmıştır. Başta ana karakter Çiçikov olmak üzere, diğer yan karakterlerle dahil her biri düzenli ve çok düşünülerek yazılmış, etkileyici ve gerçekçi karakterlerdir. Her bir karakteri günlük hayatta kolayca bulabileceğiniz insanlardır. Karakterlerin bu kadar gerçekçi yazılması, bu kitabı tam bir klasik eseri dönüştürmektedir. Hikâyemizin ana karakteri Çiçikov, bölgede yaşayan Rus toprak ağalarının artık yaşamayan ama resmi kayıtlarda yaşıyorum gibi görünen Ölü Canları (köylüleri), kendi resmi bünyesine katmak için birçok yeri gezmiştir. Karşılaştığı her bir karakter Rusların eksik ve zayıf yönlerini anlatmıştır. Aslında burada dikkat edilmesi gereken önemli bir durumda Ölü Canların aslında kim olduğudur? Eğer tek bir taraftan bakarsak, Ölü Canlar (yani bir zamanlar yaşayan köylüler), bir vakitler toprak ağalarının sözünden çıkamayan ve daha sonra öldükten sonra resmi kayıtlarda yaşayan ama var olmayan insanlar olduklarıdır. Ama eğer olaya farklı bir bakış açısından bakılırsa asıl Ölü Canlar'ın ölmüş olan köylülerin değil, kendi ruhlarını çoktan kaybetmiş, acımasız düzenbaz, yozlaşmış ama bir yandan da yaşayan ağaların Ölü Canlar'ı temsil ettiği anlaşılmaktadır. "Ne düşündüğü belli değildi; hiçbir duygu okunmuyordu yüzünde. Sanki can yoktu bu bedende ya da var da olması gereken yerde değil, Rus masal kahramanı ölümsüz Koşçey'inki gibi yedi dağın dibine çekilmişti, üstelik de öyle kalın örtülerin altındaydı ki orada isterse yer yerinden oynasın, yüzeyden bir şey anlayabilmek mümkün değildi." Çiçikov'un Sobakeviç ile yaptığı ölü canlar pazarlığından alınan bu alıntıdan anlaşıldığı üzere nitelikim asıl ölü canların artık ruhsuz ve var olmayan toprak ağalarıdır çünkü onlar her ne kadar gerçekten de yaşasalar da sırf kendi çıkarları için kendi ruhlarını çoktan satmıştırlar çürüyen şey yalnızca beden değildir insanın gözükmeyen hayata dair birçok şey anlatan kendi karakteri yani ruhu vardır insancın değerlerimizi ve eğilimlerimizi her zaman korumamız ve gözetmeniz gerekmektedir yoksa sadece yüzümüzde insanlıktan tamamen kopmuş ruhsuz birer bedenlere yani ölülere benzeriz. "Burada insan gömülüdür!" diye yazar çünkü mezarın üzerinde; ama yaşlılığın insanlıktan çıkmış, soğuk, duygusuz çizgilerinde okunacak hiçbir şey yoktur." Kısaca Ölü Canlar'ın En Vurucu ve Güçlü Yanları Ölü Canlar, kitabı eğer insanoğlunu anlama üzerine ansiklopedik bir kitap olsaydı eğer muhtemelen bu kitap üzerinden insanlık adına öğrenilmesi gereken bayağı derin bilgiler ve uyarı niteliğinde dersler barındırıp bu şekilde satılabilirdi. Nitekim Ölü Canlar için bu anlamda bakmak okuyucu içinde bu incelemeyi okuyan kişi için de geçerli olmuştur. Edebiyatın insana kattığı en önemli kazançlardan biri de karakterlerin onların gözünden görerek bize empati kazandırması ve en önemlisi de karakterlerin duygu durumlarını anlayıp kendi beğendiklerimizin duygularıyla kuvvetlendirmesidir. Ölü Canlar'ın için bu durum oldukça gelişmiştir. Bu tarz kitaplar okudukça, karşımıza çıkacak olan insanların duygularını kolayca anlayabileceğimizi düşünüyorum. Ölü Canlar'ın Zayıf Yönleri Ön Canlar'ın başlı başına en zayıf yönü ise aslında kitabın tam olarak tamamlanamamış olmasıdır. İkinci cilt ise editörler eşliğinde hazırlandığı için bu durum oldukça belirgin olup kalite bakımından da birinci cilde göre oldukça düşüş yaşanmaktadır. Gogol'ün Son Zamanları Gogol, hayatının son dönemlerinde manik depresif duygu durum bozukluğu yaşamaktaydı ve bu durumdan dolayı kendini artık dinsel yaşam tarzını benimsemişti. Bu dönemde tanıştığı bir peder yüzünden, kendini iyice suçlar hale geldi. Çünkü peder onun yazdığı eserlerini günahkarca buluyor ve onu kutsal davaya ihanet etmekte suçluyordu. Nitekim bu suçluluk duygusu sebebiyle Ölü Canlar'ın ikinci cildini hiç düşünmeden ateşe atmıştır. Bugün okunan Ölü Canlar'ın ikinci cildi ise yanmaktan son anda kurtulan bazı sayfalar ve yarım kalmış yazı taslakları ile beraberce düzenlenen haliyle okurlara sunulmuştur. Nikolay Gogol, bu yaşadığı ağır manik depresif bozukluk ve kendini sürekli suçladığı için, hayatını ağır bir şekilde ölüm orucuna tutmuştur. Gogol, bu olaydan kısa bir süre sonra 4 Mart 1852'de açlıktan dolayı hayatını kaybetmiştir. Dünya edebiyat tarihine damgasını vurmuş olan Nikolay Gogol,eğer Ölü Canlar'ın tamamını doğru bir şekilde yayınlasaydı, belki de hemen hemen herkesin okuyacağı, dünyanın en çok okunan kitapları arasına girebilirdi. Yine de bu haliyle bile ölü canlar tüm insanlık adına çok fazla şey anlatıyor. Nereye gitti belli olmayan ünlü Çiçikov'un troykası (üçlü at arabası), aslında sadece Rusya'nın değil daha da önemlisi insanlığın tam olarak nereye gittiğini bizlere sorgulatır. "Troykanın çıngıraklarında yükselen büyüleyici ses duyuluyor yalnızca; önünde yarılarak parçalara ayrılan hava uğultulu bir rüzgara dönüşürken, troyka yeryüzünde var olan şeyi geride bırakarak uçuyor... başka ülkeler, halklar korkuyla iki yana açılıp yol veriyorlar ona." İnsanlık tarihi bu dünyada çok kısa bir süre var var olmasına rağmen yüzyıllardır çok fazla şey geçti, çok fazla şey yaşadı. Çeşit çeşit bir sürü insan geçti bu dünyada. O kadar çok fazla insanlar oldu ki, onların tek bir olayı bile belki de insanlık adına çığır açacak çok fazla şey biriktirdi. Bu dünyada iki tür insan vardır: iyi ve kötü insanlar başka kimse yoktur. İyi ve kötü insanların arka planında bize gösterilmeyen özelliklerini anlatan Çiçikov'un bu belli belirsiz giden troykasından, insanlığın öğrenmesi gereken çok fazla şey olduğunu göstermektedir.
Edebiyat
Ölü CanlarNikolay Gogol · İş Bankası Kültür Yayınları · 202429,4bin okunma
·
45 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.