·416 syf.····Okunma: 17 Haziran 2026 17:52 Yukio Mişima'nın kalemiyle Denizi Yitiren Denizci kitabında tanışmıştım. Açıkçası o kitabı okumaktan pek hoşlanmamıştım. Bu yüzden ilk kitabını sevmediğim yazarlara ikinci bir şans vermek bana her zaman biraz zor gelir.
Olumsuz düşüncelerime rağmen Bereket Denizi dörtlemesine başladım. Tabii bunda Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap listesinde yer almasının da büyük etkisi var.
Bahar Karları'na gelecek olursam, beni büyüleyen bir kitap olmadı ama sevdim.
Roman, 1912 yılında Japonya'nın geleneksel aristokrat yapısının modernleşmeyle sarsıldığı bir dönemde geçiyor. Hikâyenin merkezinde genç aristokrat Kiyoaki Matsugae ile çocukluk arkadaşı Satoko Ayakura var. Mişima onların hikâyesini anlatırken bir yandan da Japon aristokrasisinin çöküşünü ve Batılılaşmanın yükselişini gözler önüne seriyor.
Araştırdığım kadarıyla Mişima, Japonya'nın geleneksel değerlerini kaybetmesinden rahatsızlık duyan bir yazarmış. Romanda da eski aristokrat dünyanın yavaş yavaş yok oluşuna karşı belirgin bir nostalji hissediliyor.
Ana karakter Kiyoaki ise hiç sevdiğim bir karakter olmadı. Bencil, kararsız ve fazlasıyla kendini beğenmişti. Karakterinin bu kusurlu yanları da onu kaçınılmaz şekilde yıkıcı bir sona sürüklüyor.
Kitap, Meiji döneminin sonundan başlayıp Taishō döneminin ilk yıllarında geçiyor. Biliyormuş gibi yazdığıma bakmayın, ben de araştırdım. :)
Mişima'nın dili güzel ve akıcı ama anlattığı şeyler olaylardan çok duygu ve atmosfer üzerine kurulu. Bu yüzden bence biraz sabır istiyor. Zira 400 sayfalık kitabı altı günde bitirdim. Benim için altı gün bayağı uzun bir süre.
Şimdi serinin ikinci kitabını merak ediyorum bakalım devamında beni neler bekliyor.