Yağmurlu Hisler, isminin vaat ettiği o melankolik ama arındırıcı havayı sayfalarına başarıyla taşıyan bir eser. Yazar, insana dair gözlemlerini, bir şairin hissetme derinliğiyle birleştirerek okuruyla paylaşıyor. Edebiyatta bazen çok süslü kelimelerin anlatamadığı bir duyguyu, son derece sade ve "bizden" bir cümle çıplaklığıyla anlatıverir; bu kitap da tam da bu sadeliğin gücüne yaslanıyor.
Kitabın "Yalnızlık" bölümü, modern insanın en büyük çıkmazını, yani "herkesin mutlusun sandığı o içsel ıssızlığı" merkeze alıyor. Yazar, "Sözün uçması; sebebidir yazıya vefasızlığın" dizeleriyle yazının kalıcılığına sığınırken, aynı zamanda insanın fani oluşuna dair hüzünlü bir hakikatle yüzleştiriyor okuru. Buradaki yalnızlık, sadece kimsesizlik değil; insanın kendi bedeniyle, zihniyle ve dünyayla olan mesafesi. Yazar, metinlerin dokusuna bir "teşhis ve tedavi" edasıyla değil, daha çok bir "hal tercümesi" olarak dokunuyor. "Zihinlerde tasavvur, bedenlerde teşekkül" derken, aslında insanın dünyadaki varoluş sancısını özetliyor.
Yağmurlu Hisler, geleneksel bir şiir kitabının sınırlarına hapsolmaya direnen bir yapıya sahip. Metinler bazen damıtılmış bir şiir, bazen sorgulayıcı bir deneme, bazen de samimi bir günce tadında ilerliyor. Yazar, bir türün kalıplarına takılmadan hislerini olduğu gibi aktarmayı seçtiği için eser, bir sanat metninden çok, bir dostun gecenin sessizliğinde paylaştığı iç döküş sıcaklığına bürünüyor. Kitap bir oturuşta bitirilecek bir serüven değil; aksine okuru durup düşünmeye, satırların kendisinde neye tekabül ettiğini aramaya teşvik eden bir süreç. Örneğin:
Hangi maddenin kaçıncı bendisin
Bilmem ki neredesin
Bilenin bilmesiyle olmayan şeyler
Hazan kalbim tuz buz
Yine de "sevmekten kim usanır"
Bu sitem, kitabın yer yer sertleşen, yer yer yumuşayan naif sesini çok iyi temsil ediyor.
Kitabın dili oldukça duru; yormuyor, aksine akışkan bir okuma sunuyor. "Dünyadır ve fıtrat / Müsebbibi insana vefasızlığın" dizelerinde olduğu gibi, büyük sözleri mütevazı cümlelerle ifade etme çabası kitabın en belirgin üslubu. Ancak bu yalınlık, yer yer daha derinlikli imgelerle veya daha cesur bir dil mimarisiyle beslenebilirmiş gibi duruyor. Okur, yazarın "dipten yalnızlık" dediği durumu daha fazla katmanlandırarak, sadeliği bir zayıflık değil, bilinçli bir "seçim" olarak daha keskin bir dille vurguladığını görmek isteyebilir. Kelimelerin azlığı bir güçtür; fakat bu azlığın içindeki duygusal yük, ilerleyen sayfalarda daha özgün ve çarpıcı benzetmelerle zenginleşebilir.
Yağmurlu Hisler, yorgunlar, hayal kırıklıklarını birer mücevher gibi saklayanlar ve kalabalıklar içinde yalnızlığına sarılanlar için yazılmış. Tasavvur ettiği zihin dünyasını, beden gerçekliğiyle birleştirirken okura şu soruyu fısıldıyor: "Vara-yoğa kanaat ederek, bu dünyanın vefasızlığı içinde kendi hikayeni nasıl yazarsın?" Velhasıl kelam sade olduğu kadar derin, mesafeli olduğu kadar dokunaklı...