Puan vermedi·464 syf.····Okunma: 18 Haziran 2026 16:41 ‘’çünkü nasıl olursa olsun sevgi, zamanla
yorulur, kendinden bir şeyler kaybeder; hele sevmek isteği yoksa tamamen söner” çok hoşuma giden cümlesi ile…
Mevlevi tekkesinin şeyhi olan Ahmed Nureddin’in iç dünyasını ve trajedisini konu alır. Ahmed Nureddin, dış dünyadan ve onun pisliğinden kaçıp tekkede huzur bulmuş, inancıyla kendine korunaklı bir kale inşa etmiş saygın bir derviştir.
Ancak bu huzur, erkek kardeşi Harun’un haksız yere tutuklanıp idam edilmesiyle paramparça olur. Kardeşini kurtarmak için adalet arayışına giren derviş; devlet mekanizmasının soğukluğu, yolsuzluğu ve acımasızlığıyla yüzleşir. Kardeşinin ölümü sonrası içindeki intikam ateşi onu tekkeden çıkarıp güç ve iktidar mücadelesinin tam ortasına fırlatır.
Roman, totaliter sistemlerin ve bürokrasinin bireyi nasıl ezdiğini mükemmel bir şekilde işliyor.Ahmed Nureddin, adalet ararken devletin adaletsizliğiyle; din adına hareket ederken dinin nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğüyle yüzleşir. En trajik olanı ise, dervişin daha sonra iktidarı ele geçirdiğinde, eleştirdiği o acımasız çarkın bir parçası (kadı) haline gelmesidir.
Ahmed Nureddin, roman boyunca sürekli kendisiyle ve Tanrı’yla hesaplaşıyor.Kardeşinin ölümü, onun sarsılmaz sandığı inanç dünyasında devasa bir gedik açar. Roman bu yönüyle Dostoyevski romanlarını veya Albert Camus'nun varoluşçu felsefesini andırıyor..İnsanın mutlak yalnızlığı, hayatın anlamı ve ölümün kaçınılmazlığı dervişin iç sesinde yankılanıyor.
"İnsan her zaman kaybeder, kaybetmek için yaşar."